|
Çürüme dediğimiz, burjuva ideolojisidir. Mülkiyetçiliktir, bencilliktir, rekabetçiliktir... Paranın saltanatı çürümeye ihtiyaç duymaktadır. Paranın saltanatı çürütmektedir.
Uzun süredir çürümeden söz ediyoruz. Türkiye toplumu vicdanını yitiriyor. Yol ortasında duran insan cesetlerinin üzerinden arabalar geçiyor. Günlüğü 7 YTL’ye fındık toplasınlar diye insanlar kamyonlara doldurulup, yüzlerce kilometrelik yollara koyuluyorlar. Afrika’dan toplanan köleler kadar insaflı davranılıyor onlara.
Çürümeden söz ediyoruz. Kendi çocuklarını et pazarına sürüyor babalar. Kocalar karılarını satıyor. “En muhafazakar” kentlerde “ün yapmış” et pazarları kuruluyor. Ezanların gölgesinde fuhuş, insanı insanlıktan çıkartarak, dayakla, istismarla, sömürüyle, nefretle sürüyor.
Çürümeden söz ediyoruz. Fabrikada kolu kopan 18 yaşında bir genç taksiye bindirilip, bir özel hastanenin arka kapısından alelacele içeri sokuluyor. Sigortalı ya da sigortasız, iş kazası kaydı tutulmasın diye gizli gizli tedavi görüyor. Cebine üç beş kuruş “kan parası” ve yıllarca yanında taşıyacağı sakatlığıyla hayat cehennemine atılıyor yeniden. Bunu fabrika sahibi yapmıyor. Bunu fabrika genel müdürü yapmıyor. Vardiya amiri yapıyor bunu. Ustabaşı yapıyor. Yarın kendi başına da aynı şeyler gelebilecek kişiler kendi kardeşlerine yapıyor bu kötülüğü.
Çürümeden söz ediyoruz. Ordu’ya fındık toplamaya koyun gibi istiflenerek götürülen köylülerin resimleri ile şehit cenazeleri yanyana boy gösteriyor gazetelerde. Kimse bağlantıyı kurmaya yanaşmıyor. Kimse yollarda can veren, hatta ne acı “telef olanlar”ın Kürt olduğunu hatırla(t)maya yanaşmıyor. Yollarda can veren tarım işçilerine acıyıp, onlar için belki göz yaşı döküp, Kürtlere lanet okuyor insanlar.
Çürümeden söz ediyoruz. işsizliğin oranı bile yalanlara konu oluyor. Onlarca kentte üniversitelerimiz kurulu. istatistik profesörlerimiz var. Dünyaca ünlü matematikçilerimiz var. 80 yıllık kurumlarımız, hesaplama yöntemlerimiz, anketörlerimiz, me-murlarımız, amirlerimiz, araştırma görevlilerimiz var. Bunca kurum, bunca kişi, bunca eğitimli insan, durup izliyorlar yalanları. “Yalan üretimi”nde çalışıp maaş alıyorlar. Hiç biri çıkıp, “böyle istatistik olmaz” demiyor. istatistiklerin yok saydığı insanlar maaş veremiyor onlara. Onlar maaşlarını “yok sayanlardan” aldıkları için susuyorlar. Ülkede gerçek işsizlik oranının yüzde 20’den aşağı olmadığını herkes biliyor. Matematikçiler, istatistikçiler, iktisatçılar... Onlar da biliyor. Ama devlet kurumu “resmi işsizlik oranını” açıkladığında çıkıp “çüş” demeyi meslek ahlaklarının gereği olarak görmüyorlar.
Çürümeden söz ediyoruz. Ülkenin bazı üniversitelerinde gençler sadece dört yıl daha işsiz görünmemek için okuyor. Ana babalarının yolladığı üç beş kuruşu ev sahibine, bakkala teslim edip, bir kahve köşesinde taş diziyorlar. Futbol maçlarını seyredip, “idda” oynuyorlar. islam iktidarda, ülke bir büyük kumarhaneye çevrilmiş durumda.
Hepimizin gözünün önünde olup bitenler, aslında tek bir şeyi gösteriyor: Kapitalizmin çürüttüğünü.
1) Çürüme dediğimiz, burjuva ideolojisinin, kapitalizmin düşünce temelinin toplumda açık ara hakimiyet kazanmasıdır.
2) Sermaye sınıfı, dünyada ve Türkiye’de arzuladığı “kapitalist genişleme” için büyük bir toplumsal kaynağı harekete geçirmiştir. Hareketin temel unsuru bencilleşmedir, bireyciliktir, “benden sonra tufan”cılıktır, çıkarcılıktır.
3) “Çağ atlayan Türkiye”, “Batı uygarlıklarının seviyesine çıkan Türkiye”, “AB’ye giren Türkiye”, “2012’de kişi başına yıllık geliri 10 bin dolar olacak Türkiye”... Çürümenin nedeni bu hedeflerdir. Türkiye toplumu 25 yıldır bu hedeflerle, bu değerlerle yolunu çizmektedir.
4) Kapitalizm Türkiye toplumunu çürütmüştür. Sermaye sınıfının bu ülkeye biçtiği gömlek, bu ülkeye çizdiği yol, insanları hayvanları, dağı taşı çürütmüştür.
Çürüme, sermaye egemenliğinin hem sonucu hem de en önemli dayanağıdır. Sermaye sınıfı bu toplumu çürüterek yönetmektedir. Bencilleştirilen işçi, körleşmektedir. Emeğinin karşılığını alamayan, asıl hakkını kopartamayan işçi, sağdan soldan üç beş kuruş çıkartmak için türlü takla atmakta, çaldırdığı alınterine sahip çıkmayıp, başkasının malına saldırmaktadır.
Dayanışma! Bu güzel kelime Polonya’da Amerikan uşağı bir takım sendikacılar tarafından kirletilmişti. Bizim ülkemiz, bizim toplumumuz için bu kelime başka şekillerde kirletilmiştir. Hayır dernekleri, yardımlaşma kuruluşları, deniz fenerleri, bilmemne gönüllüleri, şu bu vakıfları... Kotardıkları yolsuzluğu dağıttıkları sadakayla örten bu tür kurumlar dayanışma arzusunu istismar ederken, daha da kötüsü toplumsal dayanışmanın kendisi ortadan kalkmıştır.
Onun için mücadelemizin merkezine çürüme oturmaktadır.
Sermaye düzenine karşı, paranın saltanatına karşıdır mücadelemiz.
Çürütenlere karşı!
Bunun için çürüyenlerle kavga ederek başlıyoruz işe. Bencilliğin, bireyciliğin, çıkarcılığın esiri olmuş işçi ile kavgamız! Kavga edeceğiz ki gözlerini açalım. Kavga edeceğiz ki çürümeye son verelim.
Birey! Toplumun içinde olmadığında bu kelimeyi sevmiyoruz.
Çıkar! Ortak olanından değilse nefret ediyoruz.
Liberal yalanlara, din sosuna batırılmış ahlaksızlığa savaş açmadan özgürlükten söz etmeye utananlar. Yürüyelim!
|