Emeğe saldırının yeni programı
Patronlar programı sevdi
7 Eylül 2007, Cuma

Patronların büyük coşkuyla karşıladığı yeni hükümet programı önümüzdeki dönemin mücadele başlıklarını da özetlememizi sağlıyor. Sınıf mücadelesinin gündemi AKP programı ile ortaya çıkıyor.

“Hükümet programında demokratikleşme konusunda beklediğimiz radikal adımları göremedik” diyenler ya çok saflar, ya da işçi sınıfı ile emekçilerle bağlarını büsbütün yitirmişlerdir. Hükümet programı bir halka saldırı programıdır. Asıl bunu göremedikleri anlaşılıyor.

AKP'nin Hükümet Programı patronların yoğun tezahüratı altında meclisten geçti.
Mecliste formalite olarak yürütülen “program tartışmaları” ise, öz olarak meclise yakışır nitelikteydi. Sermayenin ve emperyalist merkezlerin beklentilerini karşılamaya odaklanmış programın “eleştirisinde” de meclis muhalefeti çizmeyi aşmamaya özen gösterdi.
CHP'nin Genel Başkan düzeyinde söz almadığı görüşmeler sırasında Baykal “cevap hakkı doğması” nedeniyle kısa bir kişisel konuşma yaptı. Baykal bu konuşmasında kendi Maliye Bakanlığı döneminde faiz oranlarının hangi düzeyde seyrettiği hakkında “bilgi” verdi.
Hükümet Programı ve meclisteki tartış”ma” uzun süredir işaret ettiğimiz bir noktayı bir kez daha açığa çıkartıyor: AKP, demokrasi oyunları ile göz boyayıp halkı oyalarken sermayenin “esaslı” saldırı programına da hız verecek. Sol cenahta bu saldırıyı göğüslemek yerine “demokratik anayasa” oyununa geçmek için sabırsızlananlar hükümet programı hakkında “karın doyurur” şeyler söylemeyi başaramadı.
Hükümet Programı ile ilgili en özlü açıklama ise patron örgütü TİSK'ten geldi. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Tuğrul Kudatgobilik tarafından yapılan yazılı açıklama patronların programla ilgili “bilhassa” memnun oldukları noktaların altını çiziyordu.
Patronlar, programda en çok neleri sevmişler ve ne kadar sevseler azdır, birlikte bakalım.
“Esnek istihdam biçimlerinin artırılmasını, esneklik – güvence ilişkisinin korunmasını;
Esneklik ve güvence uygulamalarının birarada ele alınarak işçi ve işverenler açısından çekici kılınması için gerekli uyumlaştırma çalışmalarının yapılmasını;” çok sevdiklerini söylüyorlar.
Severler elbette. Programda patronlara Avrupa'ya uyum saldırısı altında verilen esnek istihdam armağanının daha da ballandırılması konusunda sözler veriliyor. Esnek istihdam denilen nedir, peki? İşçiyi istediği gibi çalıştırmak isteyen patrona “du bakalım” diyen her türlü yasal ve fiili engelin kaldırılması! Parça başı, yarım zamanlı, hafta tatili oynak, kısaca köle gibi çalışma koşullarının geliştirilmesi yani! “İnsanca yaşamak” isteyenlerin bu istekleri çalışma hayatında esneklik sözleriyle karşılanıyor. Çalışma saatlerinin belirsizliği, iş güvencesinin fiilen ortadan kaldırılması. Esneklik bunu örtüyor.
Bu yapılırken esneklik – güvence ilişkisinin korunması ne ola ki? Güvence altına alınan patronun işçileri canının istediği gibi çalıştırması. İşçileri kısmen koruyan tüm yasal düzenlemeler ya kaldırılıyor ya da kolaylıkla delinecek şekilde bir kez daha “esnetiliyor.”
AKP sağolsun, esnemek işçilere, güvence sahibi olmak patronlara düşüyor.
“Önümüzdeki dönemde SSK işveren prim oranının, 2008 yılında beş puan ile başlamak üzere kademeli olarak indirilmesini” sevdiklerini söylüyorlar.
AKP ile büyük patronlar, sosyal güvenlik sisteminin “imhası” konusunda anlaşmayacak da hangi konuda anlaşacak.
İyi de devletin sosyal güvenliğe katkısı azalacak, patronların katkısı azalacak. Kim sosyal güvenlik sistemine katkı yapacak?
Burada büyük bir saldırı var. Bu şekilde varılacak nokta işçiler için kendi primini kendin öde devrinin başlaması. Ha özel sağlık sigortasına ödemişsin ha bireysel emeklilik fonlarına ödemişsin. Devlet güvencesi bitiyor. Priminde borç varsa sağlık hizmeti alamayacak, prim oranları azaltıldığı için daha düşük emekli aylığı alacaksın. Primlerini “sen” ödeyeceksin. Sosyal güvenliğin tüm yükü işçinin üzerine bindirilirken, amaç hasıl olacak.
Patronlar “indir, indir” dedikçe, işçinin sırtına bindirilen yükler arttırılıyor.
Peki böylece patronların ifade ettiği gibi işsizlik mi azalacak? Hadi canım…
“Zorunlu özürlü istihdamında SSK işveren prim tutarının Hazine tarafından karşılanmasını;
Zorunlu istihdam ve diğer zorunlu birimler konusunda özendirici ve kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılmasını” sevdiklerini söylüyorlar.

Oldu olacak özürlülerin ücretlerini de devlet karşılasın da bedavaya çalıştırsınlar. Toplam istihdam içerisinde 100 kişide 3 kişi olan özürlüleri çalıştırmak istemeyen patronlar bir yükten kurtuldular. Eski hükümlü ve terör mağdurları da zorunlu istihdam edilmesi gerekenler arasında yer alıyor. AKP patronlara sizi bu yüklerden kurtaracağım diyor. Yasaya göre işyeri hekimi, kreş vb zorunlu birimler var. AKP patronlara sizleri bu yüklerden de kurtacağım diyor.
Patronları “işçi çalıştırmaya” özendirmek (çok gerekliymiş gibi, sanki işçi çalıştırmadan karhanelerini çalıştırabilirlermiş gibi!) için bulunmuş yol çok pratik: İşçiye karşı her türlü yükümlülükten onu kurtarmak.

Öncelikle istihdam üzerindeki yükler olmak üzere vergi oranlarının indirilmeye devam edilmesini” de çok sevmişler
Patronlara vergi indirimi, vatandaşa her şeyden vergi devri. Sihirli sözcük istihdam. Vergi indirimleri, teşvikler, kölelik koşullarında işçi çalıştırma... Acaba patronları “üretmeye” (!) teşvik etmek için daha başka neler arayacaklar. Böylesi bir mutlak adaletsizlikle sağlanan istihdamdan ne hayır gelir? Mutlak asalaklıkla sanayisizleşmenin birlikte yol alması tesadüf mü?
Onların kuralı belli: gelirlerde vergilendirme yerine tüketimde vergilendirme, doğrudan vergi yerine dolaylı vergilerin arttırılması. İstihdamı değil ama gelir dağılımında adaletsizliği teşvik etmek için daha iyi bir yol var mı?

Sadece mali yüklerin değil, istihdamın üzerindeki idari ve yasal yüklerin de azaltılmasını;
Çalışma hayatına ilişkin bürokratik formalitelerin azaltılmasını” alkışlıyorlar.

İyi de zaten formalite falan yok ki! Kayıtdışı çalışmanın toplam istihdamda %50’lerde gezindiği bir ülkede neyin formalitesinden bahsediyorlar? Olsa olsa yapacakları kayıtlı olanları kayıtdışı  şartlarına yakınlaştırmaktır. Bütün çalışanların bir çeşit kayıt dışı hale gelmesidir. 

“Mesleki eğitim sisteminin geliştirilerek, mesleki eğitimle işgücü piyasası ilişkisinin geliştirilmesini” pek bir hararetle detekliyorlar.
Meslek eğitimi devlet okullarının elinden alınarak özelleştirilecek. Program esasına dayanan eğitim sektöründe özel kuruluşların sertifika verdiği bir sisteme geçilecek. Patronların okul yaptırıp para kazanmayarak eleman yetiştirmelerini değil, her öğrenciden para alıp da meslek sahibi olmasının önünü açacak yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek.  Böylece meslek eğitimi piyasalılaştırılacak. Bu alanda AB’ye uyum sağlanacak.

“Aktif istihdam politikalarının uygulanmasını” çok hoş buluyorlar.

“Meslek Edin-İşin Hazır”, “Gençler İş Adamı Oluyor”, “Kadın Girişimcilik” gibi aktif işgücü programları uygulanmaya başlanacak. Bu cümle 60. hükümet programından. İşadamı işkadını her şeyi açıklıyor. Böyle süslü sözlerle insanları köle değil “iş sahibi” olduklarına inandırmak... Bunu AKP beceremeyecek de kim becerecek.

Programda TİSK açıklamasında unutulmuş olan bazı maddeler de yok değil. Bunu herhalde sözünü edeceğimiz maddelerin patronları zevkten bayıltmasına yormak gerek.

Programda
“Özel istihdam bürolarının açılması özendirilecektir” deniliyor.
Yani İşkur ’un görevi sermayeye teslim edilecek. İşyasasının çıkması sırasında çok tartışılmış olan bu “özel kuruluşları” köle alım satım şirketleri olarak tanımlamıştık.

İşsizlik Sigortası Fonu önümüzdeki dönem daha etkili kullanılacak, kullanım koşulları kolaylaştırılacaktır.
Fon kaynakları, işsizlere verilecek desteklerin yanı sıra, istihdamı artırmak amacıyla geliştirilecek projelerde de kullanılacaktır.

İşsizlik sigortası fonunda 25 milyar YTL para birikmiş durumda. Bu parayı sermaye kullanmak istiyor. İşsizlere daha fazla ödeme yapılması düşünülmüyor ya da işten çıkarılan her işçinin yararlanması düşünülmüyor, patronlara kaynak olarak kullanılmak isteniyor. Proje bu. Yine sihirli sözcük devrede. İstihdam! İşsizliğin yüzde 20'lere vurduğu bir ülkede işsizler için oluşturulduğu söylenen bir fon yine patronlara dağıtılacak.

Bir de hükümet programında olmayan ve fakat hükümetin “masasında” bekleyen kıdem tazminatı konusu var.
Patronlar, uzun süredir kıdem tazminatının kaldırılmasını istiyor. Hükümet de bu konuda hazırlıklarını yapmış durumda. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bir taslak çalışması hazır durumda. Bu konuda çok sessiz ve sinsice yürütülen bir hazırlık var ve aslında hükümetin “gizli programı”nın en önemli maddesi bu. Her şeyi “göstere göstere” yapan hükümet hiç değilse bu konuda daha sakınımlı davranıyor. Buna da şükür.

Diğer yazılar
Etkinlikler
sandık görevli formu fotoğraflar afişler video müzik dostlarımız