Gerici ve Piyasacı Eğitime Karşı İzlem Raporu 3 Yayınlandı.
Yurtsever Cepheli Eğitim Emekçilerinin hazırladığı Gerici ve Piyasacı Eğitime Karşı İzlem Raporlarının üçüncüsü yayınlandı. Üçüncü rapor meslek eğitimini konu alıyor.
GERİCİ VE PİYASACI EĞİTİME KARŞI İZLEM RAPORU 3
(24 Temmuz 2009):
NEDEN MESLEK LİSESİ?
Eğitim-İş Piyasası İlişkisi
Orta öğretim, gençlerin bütünleşmesinin yanında sosyal dışlanmalarını önlemek ve daha fazla sosyal eşitlik elde etmelerini sağlamak için, çok küçük yaşlardan itibaren gençleri yönlendirme, izleme ve etiketleme görevi üstlenmektedir. Bu nedenle eğitimdeki temel politika tercihlerinin tüm ana çelişkilerini ve ikilemlerini yansıtır. Konular fazlaca siyasi ve ideolojiktir. Hatta iddialı sınavlar ve diğer eleme araçları söz konusu olduğunda yolsuzluk ve sahtekârlık bile söz konusudur.
Çağdaş politik arenada orta öğretimin merkeziyetçi olmasına ve dünyada orta öğretime olan talebin artmasına rağmen, özellikle ilk ve yüksek öğretim gündemlerini destekleyen ve geliştiren güçlü ve baskıcı ulusal ve uluslar arası lobiler bunu hızla tersine çevirmeye çalışmaktadır. Emekçi sınıfların baskısının hissedilmediği ve emekten yana ideolojilerin dikkate alınmadığı günümüzde ortaöğretime yönelik baskılar çok artmıştır.
Nedeniyse orta öğretimin, örgün eğitim seviyeleri arasında ve eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki eklem bağı olmasıdır. Orta öğretim bu görevi yaparken öğrencinin ilerlemesini sağlayan bir yol olabileceği gibi, eğitim olanaklarının eşit ve adil bir biçimde genişletilmesini önleyen bir mekanizma da olabilir. Aslında herhangi bir ülkenin okul sisteminin genel işlevini, özelliklerini ve önceliklerini, ilk ve orta öğretim arasındaki ve orta öğretim ile yüksek öğretim arasındaki eklemin şekli belirler dersek abartmış olmayız.
Eğitimden İş Piyasasına Geçiş Tablosu
Mesleki eğitimin teşvik nedenlerinden biri olarak, ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin büyük bir kısmının değişik sebeplerle eğitim dışına çıkması gösterilmiştir. Bu yüzden mesleki eğitimin çeşitli eğitim kurumları ve iş sektörleri arasında esnek ve hızlı geçişler içermesi programın çok yerinde bir müdahale olarak algılanmasına yol açmıştır. Oysa ülke çocuklarının üniversite hedeflerini engellemek ve mesleki eğitimi bu toplamın %70’ine yaymak adına, küçücük yaşlardan itibaren ayrıştırıcı ve açık uçlu SBS sınavlarını koyan devlet, gerçekte eğitimi seçkin ve halk eğitimi olarak ikiye ayırmıştır.
Halk çocukları kısa yoldan ve hatta ilköğretimden hemen sonra mesleğe, maddi olanakları olan ailelerin çocukları da ülke yönetmeye veya seçkin mesleklere…
SBS sınavına girip başarısız olan çocuklarını özel okullara göndererek meslek lisesi sarmalından kurtaran aileleri kim suçlayabilir? Eşitsizliğin emekçi çocuklarının aleyhine derinleştiği çok açıktır ve eğitimin adeta bireylerin tercihine bırakılmış gibi gözüken bir özgürlük alanı olduğu günümüzde devlet hiç bir şeyden sorumlu değildir!
Eğitim politikalarını yapanlar, müfredatı ve nitelik sistemlerini tasarlarken de öğrencilere uygulamalı öğretim fırsatları sağlarken de endüstri girdilerini araştırırlar. Bu politikaların oluşturulmasında güçlü işveren örgütlerinin ve sendikaların etkileri ve katılımlarını sağlarlar. Ülkemizde uygulanan MEGEP’i (Mesleki Eğitim Geliştirme Projeleri) en başından beri yürüten eğitimcilerin çoğunlukla Eğitim-Sen üyesi olmalarını bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
MESLEK LİSESİ: KİMİN MESELESİ?
Eğitim politikalarında, fiziki sermayeden insan sermayesine geçişi kabullenen değişimle beraber, mesleki eğitim uygulamaları hız kazanmıştır. Yapılan tüm planlamalarda ve uygulamalarda temel amaç okul-sanayi arasındaki hızlı ve kolay işgücü geçişidir. Üstelik bu uğurda “hayat boyu öğrenme ilke ve ihtiyacı” diye bir şey icat ederek, haftada 7 gün yılda 12 ay hizmet sunacak meslek yüksek okullarıyla, yerel ve bölgesel kalkınmanın gerçekleşeceği iddia edilmiştir.
Bu politikanın, Türkiye’nin ekonomik gelişimi ve uluslar arası pazarlara uyumu için gerekli bir politika olduğu, eğitime ayrılan kaynağın devlet için büyük bir yük olduğu ispatlanmaya çalışılsa da; bugün dünya ekonomisi ve teknolojisinde söz sahibi olan Çin ve Kore’de bunun tam tersi politikalar yürütülmektedir. Kaldı ki, mesleki eğitimin belkemiği olan sertifika programlarının sermayedarlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından finanse edilmesi için yürütülen bütün destek ve reklam çalışmalarına rağmen onların bu yükü yeterince paylaşmadıkları ortadadır. Paylaştığı varsayılanlarsa, ülkedeki tüm eğitim kurumlarını mesleki eğitim kurumuna çevirmede dönüştürücü rol üstlenmiş sanayicilerdir.
“Koç, meslek lisesi projesinin başlamasıyla meslek liselerinin tercih edilme oranının ciddi oranda arttığına dikkati çekerek, 2008’de meslek liselerine başvurularda yüzde 30 artış olduğunu, okullarda projeye yapılan başvuruların geçen yıla göre yüzde 60 arttığını” söyledi. Görevini layıkıyla yerine getirmiştir. 23 öğrenciye burs verdiği meslek okulunda diğer öğrenciler de o ayrıcalıklı makama, yani Koç ‘un işçiliğine ulaşmak istiyor. İlköğretim çağındaki on binlerce öğrenci ve ailesi de…
“Memleket böyle kurtulur!”
“Koç Holding'in "Meslek Lisesi Memleket Meselesi" projesi kapsamında Çınarlı Anadolu Teknik ve Endüstri Lisesi'nde öğrenim gören 23 öğrenciye dört yıl boyunca burs verdiğini belirten okul müdürü , burs alan öğrencilerin mezun olduktan sonra Koç Holding bünyesinde işe alınacaklarını bildirdi.”
Ne mutlu bize! 23 öğrencinin okul bitince işsiz kalmayacağı (!) ve Koç bünyesinde işçi olarak çalışacakları şimdiden tescillendi.
"Başarının sırrı nedir?" "Çalışmak, çalışmak, çalışmak!”
Gazete haberine göre, Mustafa Koç'un okulda yaptığı basına kapalı toplantıda öğrencilerin "Başarının sırrı nedir?" şeklindeki sorusuna, "Çalışmak, çalışmak, çalışmak" cevabını verdiği belirtilmiş. Mustafa Koç’un dedesinin ve babasının kim olduğunu, kimlerin emeğini sömürerek bu serveti edindiğini bilmesek kestiği ahkâma inanacağız!
“MEB ile 2006 yılında Meslek Lisesi Memleket Meselesi Projesi’ni başlatan Koç Holding "Meslek Lisesi Memleket Meselesi" projesi ile 81 ilde 258 okulda, 8 bin meslek lisesi öğrencisine staj destekli eğitim bursu, koçluk ve kişisel gelişim imkânları verileceğini” bildirmişti.
10–14 yaş ve 14–16 yaş grubu alt sınıf ergen çocuklarının klasik eğitimin koruyuculuğundan sonra girdikleri iş yaşamlarında işverenlerin güdümüne kolay kolay girmedikleri kanıtlanmıştır. Bu yüzden ergenlerin bunalımlı ve toplum açısından tehlikeli(!) olmaları bahane edilerek, iş hayatına erken yaşta geçişleri haklı kılınmaktadır. Yukarıdaki habere dikkat edildiğinde, 8 bin meslek lisesindeki çalışmanın ana konusunu meslek derslerinden çok, bu çocukların düzene uyum sağlayacağı koçluk ve kişisel gelişim dersleri oluşturuyor. Çünkü firmalar mesleki bilgiden, genel beceri ve bilgilerden çok bireylerin olumlu çalışma davranışlarını önemsemektedir. Yani toplumsal olan ve hakkını arayan çalışanlar değil, koşullar ne olursa olsun kayıtsız şartsız itaat edecek kölelerin yetiştirilmesi esastır. Kaba bir deyişle “yılanın başı küçükken ezilmelidir”.
MEB ve İŞKUR’un 2009 yılında meslek edindirme ve mesleki becerinin geliştirilmesi için harcayacağı toplam tutar 250 milyon lira olarak ifade edilmiştir. Eğitime kaynak ayırmayan devlet, sanayicinin bol para kazanması için gerekli gördüğü mesleki eğitime sürekli para harcamaktadır. Ancak harcanan bu para emekçilerin değil sermayenin artı değeri olacaktır.
Buraya Nereden Gelindi?
Öncelikle:
1. Eğitim hem çalışanları hem de planlama açısından eğitim bölgelerine ayrıldı.
2. Esnek program, stratejik planların başlangıcını oluşturacak çevreyi de gözeten ihtiyaç analizleri yapıldı.
3. Kalite ve esnekliğin yanı sıra okulların etkinlik ve etkililiğinin artması açısından, eğitimin bütün bileşenleri işlevsel eğitim diye tanımlanabilecek olan yoğun bir ideolojik hegemonya altına alındı. Bu ideolojik bombardımanın merkezi sloganı “yerelin ihtiyaçlarına uygun mesleki eğitim”di. (Bakınız ERG raporları)
4. Başarı ve başarısızlık ölçütleri anlamsızlaştırılarak, eğitimin asıl amacının piyasa koşullarına uyum sağlayabilen işgücü yetiştirmek olduğu saptaması yapıldı.
5. Eğitim programları eskisine göre, farklılık ve esneklik adı altında, daha katı standartlara büründü.
6. Bu uygulamalardan sonra, eğitimin yerelleştirilmesi ve yetki devrini kolaylaştıracak düzenlemeler yapıldı.
7. Adı modüler kendi mikroskobik olan bu eğitimi yürütecek, aidiyet duygusuna sahip yerel ekipler kuruldu. Bunlar tasarım ekibi olarak bölgelerinde eğitimi yönlendirecek bir sanayi yoksa gelecekte yatırımcıların ne tür bir piyasa oluşturacağını tahmin ederek, onun eğitimini planlamakla görevlendirildi. Yatırımcıya maddi külfet getirmesin diye, yeni çalışma sahalarını planlamak da bu ekiplerin görevidir.
8. Tüm bu gelişmeler olurken, mikroskobik eğitimin üzerinden para kazanacak ve her bir birimin sertifikalarını denetleyecek aracı kurumlar olmaz mı? Akreditasyon kurumu çoktan kuruldu bile. Aslında uyanık ve girişimci dershaneler bu çalışmalara başlayalı çok oldu. Eh, ne de olsa memleket çocuklarının %70’inin becerileri, bu mikro sertifikalarla gelişecek, belki de iş bulup karınlarını doyuracaklar. Ancak her ne hikmetse eğitimi planlanan alanlar; güvenlik görevlisi, hasta ve yaşlı bakımı, animatörlük, çocuk animatörlüğü, ayakkabı modelistliği, temizleme teknisyenliği, garsonluk vb gibi hizmet sektöründe yoğunlaşmakta.
9. Denetime gelince akredite edilmiş, AB sertifikalı kurumlar bunu da üstlenecektir elbet. Uluslar arası kurumlar ve yerli işbirlikçileri çoktan yerlerini aldılar.
10. Bütün bunlar olurken, bölge kurulları piyasanın gereksinimlerini belirler, eğitim kurumları (okul demiyoruz), ihtiyaç duyulan elemanları (öğretmen de demiyoruz) temin edip işe koyulurlar. Arada sırada, yetkili makamlar, belediyeler ve işletmeciler bir araya gelip gidişata bakarlar. Yeterli verimi alabiliyor muyuz diye. Üstelik soru ve bilgi bankalarının oluşturulması, sınav ve belgelendirme ve eğitimin müfredatını belirlemek de iş piyasasındaki sektörlerin bileceği bir şeydir.
SONUÇ:
Mesleki Yeterlilik Sistemi
Meslek Yüksek Okullarının uzun zamandır yetiştirmekte olduğu elemanlar işveren temsilcileri tarafından beğenilmiyordu. İşverenlerin bu okullar üzerindeki denetim ve yetkilerini artırmak için, okulların sanayi bölgelerine nakledilmeleri de talepler arasındaydı.
Bugün bunlar sorgulanmıyor bile. Ülke gençlerinin meslek standartlarının küresel işgücüne uydurulması için Mesleki Yeterlilik Kurumu devreye sokulmuştur. Amaç eğitim piyasasının gereksiniminden kaynaklanan üretimin de ötesinde eğitim girdisinin ve çıktısının piyasasını oluşturmaktır.
Bir reformun reform olması, o ülke için iyileştirici, geliştirici ve sorun çözücü olmasını gerektirir. Türkiye’yi yabancı sermayenin sömürgesi durumuna getirmeyi reform olarak sunmak ve ulusal yatırım, sanayileşme gibi konuları rafa kaldırmak emekçilerin sorunlarını asla çözemez. Çözse çözse sermaye sınıfının sudan ucuza işgücü elde etme sorununu çözer.
Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe
Eğitim Emekçileri

