Kişisel araçlar

İçeriğe atla. | Geziye atla

This Logo Viewlet registered to qPloneSkinTechlight
Buradasınız: Ana Sayfa Yurtsever Cephe Sitesi Haberler MEHA işçileri ile röportaj

MEHA işçileri ile röportaj

Yurtsever Cephe Şişli-Beşiktaş İşçi Birliği 5 Mart'ta işten atılan ve direniş içinde olan MEHA işçileri ile bir röportaj gerçekleştirdi.

 

Kriz bahanesiyle fabrikası kapatılan ve polis zoruyla işyerinden çıkarılan MEHA işçileri ile röportaj yaptık...

 

YCİB: MEHA tekstil çalışanı 117 işçi işten çıkarıldı. Öncelikle bu süreç nasıl gelişti bize kısaca özatleyebilir misiniz?

 

Bülent: Bizim fabrikamız LCW markasına fason üretim yapan bir işletme. Pazartesi günü içerden alacaklarımızın ne zaman ödeneceğine dair bunun bir takvime bağlanması için bir toplantı talep ettik. Patron toplantıda mesailerimizden vazgeçmemizi istedi. Zarar ettiğini, çok borcu olduğunu ve fabrikayı kapatacağını söyledi kriz bahanesiyle. Cumartesi günlerinin normal çalışma günü olmasını ve üç ay boyunca ücretsiz mesai yapılmasını istedi. Ama bu yeterli gelmedi patrona. Ertesi gün sonraki aylar içinde ücretsiz mesai talebinde bulundu. Biz bunları kabul etmedik. Kabul edilir talepler değildi. Fabrikayı kapatacağını söyledi. Çarşamba günü polis çağırdı bizi polis zoru ile fabrikadan çıkardı. Ustabaşı arkadaşımıza ve bir kaç kişiyi bunlar çok konuşuyor diye gösterdi. Bize silahını gösterdi. Ondan sonra film kopmuştu zaten. Bizi kapı dışarı etti.

 

YCİB: Peki bu olaylar öncesinde siz işçiler arasında birlik var mıydı, beraber hareket edebiliyor muydunuz?

 

Bülent: Daha önce aramızda çok fazla öyle şeyler konuşulmuyordu. Ama ödemelerin ne zaman yapılacağına dair en azından bir açıklama bekliyorduk.Bunları konuşuyorduk. Patron sigorta primlerimizi ödememek gibi birtakım düşünceleri vardı. Bunlar geliyordu kulağımıza.

 

YCİB: Sözleşmeniz var mı, bunlar sözleşmede belirtilmiş maddeler midir?

 

Erhan: Sözleşmeden ziyade daha çok şifaen söylenen şeyler vardı. Bize süreçle ilgili bir açıklama yapılmadı. Toplantı talep ettik. Burda zaten çalışan işçiler ortalama 600-700 milyon bilemediniz en fazla 800 milyon maaş alıyor. Sigorta primlerini yatırmadığınızda vergi iadelerini ödemediğinizde çok zor duruma düşüyoruz. Zaten maaşlar 2 parça halinde ödeniyor. Yarısını ayın başında yarısını da ayın ortasında ödüyordu. Bu ayın başında 400 milyon demektir. Zaten kiralar 350 - 400 milyon. Kiramızı ödeyemiyoruz. En azından mesailerin ne zaman ödeneceğine dair bir açıklama bekliyorduk. Habib bey burada çok zor durumda olduğunu söylüyordu. Ama ben bölüm şefiyim daha önce benimle daha farklı bir görüşme yapmıştı. Bana giderlerin çok olduğunu maaşlardan %30 indirim yapılmasını sigorta primlerinin ve mesailerin ödenmemesini vs. konuşmuştu. Ben insanların bunu kabul etmeyeceğini söyledim. Sonuçta yaşam koşulları belli. O zaman bana şunu söyledi. Bunların hepsini kapı dışarı edelim nasıl olsa dışarıda bu koşullarda da çalışacak çok insan olduğunu söyledi.Yeni bir oluşumla daha fazla mesai ve sigortasız çalışacağını söyledi. Ben bununda olmayacağını çalışan işçilerin kalifiye eleman olduğunu gelecek yeni işçilerle aynı işi yapmamızın zor olacağını söyledim. Habib bey bendan bir sonuç alamayınca en sonunda böyle bir yola başvurdu. Patron işçilerin bir süre sonra pes edeceğini düşünüyor. Ne olacak yeni gelen işçilerle 6 ay sigortasız daha az ücretle devam edeceğini düşünüyor. Zarar ettiğini söylüyor. Ben bunun kesinlikle doğru olmadığını düşünüyorum. Ben oranın imalat şefiyim. Gelirini de giderini de biliyorum. Bizde çalışan 35 makinacı var. Toplam 70 dikimhane var. Kendi bölümümde çalışan 70 işçi var. En yüksek maaş 800 milyon bunların sayısı 15 tir. Bunların giderlerini bir buçuk milyardan hesaplayın toplam maliyet en fazla yüzyirmi milyar civarındadır. Ancak bizim cirolarımız aylık ortalama 200 milyar civarındadır. Zarar etmesi mümkün değil. Zaten zarar eden biri mersedes arabaya binmez Haramidere’de villa yaptırmaz. Kendi söylemi ile söylüyorum henüz inşaat halinde olmasına rağmen 500 milyar para harcadığını söylüyordu. Zam dönemlerinde dillendirdiği şey buydu. İşler durulursa bu maliyetleri karşılamak için daha fazla kar marjlı çalışması gerektiğini söylemişti. Bizi işten atmadan önce elimizde 80 bin iş vardı bu bir buçuk aylık çalışma demek. Ayrıca yaz dönemi işlerin arttığı bir dönemdir. Cuma günü bize ödemelerimizi yapacağını söylemişti. Ancak bunu yapmadı. Salı günü açıklama yapacağını söylüyor. Ancak bunca şeyden sonra bu sözlerde hiç inandırıcı gelmiyor. Sonuçta burası limited şirket. Kendi beyanı ile fabrikayı kapattı. Davayı kazanma şansımız çok yüksek ancak haklarımızı alabilmemiz için şirkete ait malların yada hesapların olması gerekiyor. Muhtemelen bu süreçte şirkete ait bütün varlıkları devredecek. Bunun için zaman kazanmaya çalışıyor ve bizi oyalıyor. Başka hiç bir şekilde iyi niyetli düşünemiyorum.

 

YCİB: Peki 117 kişi işten çıkarıldı. Şu anda kaç kişi direnişe katılıyor?

 

Bülent: Şu an 80 kişi katılıyor.

 

YCİB: Somut olarak talebiniz nedir. Neyi elde ederseniz direniş başarıya ulaşır. Direnişin seyrine dair öngörünüz nedir?

 

Erhan: Biz kimsenin malını gaspetmiyoruz. Biz haklarımızı almak istiyoruz.

 

YCİB: İşe dönme talebiniz var mı?

 

Erhan: Biz yaşayabilmek için çalışıyoruz. Bize geriye dönük haklarımızı versin. İlk amacımız bu. Ondan sonra uygun koşullar olursa tabiki biz işimize devam etmek isteriz. Sonuçta Ahmet ya da Mehmet’in yanında çalışmanın çok bir farkı yok. Ancak işverenin daha önce ki uygulamaları ve şu anda bizi  içinde bıraktığı durumu görünce insan ne kadar güvenebilir. İyi niyetine güvenmiyorum. Çünkü yıllardır ekmeğini yediği insanları “tamam bizde ordan ekmek yedik ancak oda bizim sırtımızdan ekmek yedi” böyle bir duruma düşürmez. Sonuçta buradaki insanların durumu belli. Çoğunun kredi kartı borcu var kimisine haciz gelmiş durumda. Bizi insan yerine koyup açıklama yapma gereği bile duymuyor. Bu yaklaşımda bir insandan ne beklenebilir ki.

 

YCİB:  Hukuki süreç nasıl işliyor?

 

Erhan: Hukuki olarak süreç başlattık. Mahkeme yoluna başvurduk. Yarın dava açılacak. Daha önce patron kimi girişimlerde bulundu. Yan firmalar kurdu. Kum tekstil atlas tekstil gibi. Daha önce bir konuşmada kum tekstil ismini nerden bulduğunu sorduğumda bana masa üzerindeki kum saatinden esinlendiğini söyledi. Bunun gibi kağıt üstünde firmalar kurdu kendi akrabalarının adına.

 

YCİB: Türkiye de hak alma mücadelesi çok tarihsel bir mesele ve aynı zamanda siyasi bir sorun. Özellikle son kriz ile beraber işten çıkarmalar artmış durumda ve AKP hükümeti krizi teğet geçti gibi açıklamalarla değerlendiriyor. Siz tüm bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Erhan: AKP hükümetinin kriz sırasında bize destek değil köstek olduğunu düşünüyorum. Bu krizin bir dünya krizi olduğu söyleniyor ama ben AKP’nin hükümet olduğu günden itibaren her yılımızın kriz olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz daha önceki yıllarda yıllık%50-60 zam oranını beğenmezken şimdi %2-3 leri alma mücadelesi veriyoruz. Hiç bir zaman kiralar düşmedi gıda maddeleri ucuzlamadı. Ancak enflasyon hesaplamaları yapılırken elektronik eşyalar, ahtapot, kalamar gibi şeylerle değerlendiriliyor. Beyaz eşya üzerinden değerlendiriliyor. İşçilerin bugün itibariyle beyaz eşya almaktan öte ekmek alma dertleri var. ekmekte hiçbir zaman kdv düşmedi. Ama başbakanın oğlunun ortak olduğu şirketten dolayı pırlantada kdv sıfırlandı. Buradaki hiçbir arkadaşımın pırlanta almak gibi bir lüksü yok. Ama hepsinin ekmek derdi var. Krizin hiçbir zaman teğet geçtiğini düşünmüyorum.Tam ortasından vurdu. İnsanlar kredi kartları ile yaşıyorlardı. Bu bir yerden patlayacaktı. İnsanlar geleceklerini yiyerek yaşıyorlardı.

 

YCİB: Birkaç gündür burada çadırdasınız. Ve buradan sürekli seçim otobüsleri geçiyor. Akp'sinden chp'sine onların size yaklaşımları nasıl?

 

Bülent: Sabah CHP uğradı.

 

Erhan: Ben AKP’li belediye başkanı Erhan Erol ile karşılaştım esnaf ziyareti yapıyordu. Yanına gittim 200 metre ileride işçilerin olduğunu ve gelip onların halini görmesini söyledim. Bana işyerinin ismini patronun ismini ve telefonunu sordu. Bu bilgileri verdim bana söylediği şuydu ‘’ilk önce patronunuzu arayacağım, ondan sonra size döneceğim.’’

Aslından buradan kimin tarafında yer aldıkları çok net. Çünkü öncelikle patronla görüşmek istiyor. Aradan üç gün geçti patronu aradı mı bilmiyorum ama bize dönmediğine göre kimin tarafında olduğu belli. Patron mersedesi ile gezip eğlenirken burada işçiler zor koşullarda mücadele ediyor. Bu ay kirasını ödeyemedi evine erzakını alamadı yani gelip işçilerle görüşmeyi kabul etmemeleri hükümetin tavrını gösterir.

 

YCİB: Bundan sonrasına dair bir eylem programınız var mı?

 

Erhan: Yarın patronla bir görüşme olacak ona göre hareket edecez. Bu işin peşini bırakmıyacaz. Bundan sonra başka şansımız yok. Patron sıkıştığında yeri geldiğinde bize silahını gösterebiliyor. Bizim başka silahımız yok. Bizim en büyük silahımız ekmeğimizdir. Bunun içinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Yasaların bize tanıdığı bütün haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Biz daha önce işçi arkadaşlarla bu tarz eylemleri gördüğümüzde bize bunların provakatör terörist olduğu söyleniyordu. Bizim içimizde her tür görüşten insanlar var. Ancak bunu ön plana çıkarmıyoruz. Şimdi televizyonda izlediklerimizin hakkını arayan işçiler olduğunu daha iyi görüyoruz.

 

YCİB: Son dönemde AKP hükümetinin sadaka anlayışının karşısına bir hak arama mücadelesi ortaya koyuyorsunuz  bu önemli.

 

Erhan: Şimdi tekrar taş devrine dönüp tekerleği icad etmenin bir anlamı yok . Sadaka geçmiş dönemlerde ortaya çıkmış ve aşılmış bir meseledir. Bundan sonra bununla kimsenin ayakta durma şansı yok. Hükümet sadaka dağıtacağına çalışacak alanlar açsın. Biz de alınterimizle ekmeğimizi kazanalım. Sadaka kesinlikle bir çözüm olamaz.

 

Bülent: Kriz ilk gündeme geldiğinde başbakan bunu fırsata çevireceğiz diye açıklama yapmıştı. Bu patronlar tarafından çok iyi algılandı. Adam diyor ki benim borcum var siz benim borcumu öderseniz sizi çalıştırmaya devam ederim. Ödemezseniz nasıl olsa dışarıda bunu kabul edcek çok işsiz var. Bundan 1-2 sene öncesine kadar 8 saatlik işgünü için mücadele ederken bugün 12 -13 saatlik işe razı oluyoruz. Bu tek başına burayla ilgili bir sorun değil. Bizim sadaka kültürünü reddedip direnen diğer işçilerle, sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerle buna dur dememiz gerekiyor.

 

Şahin: Bu süreç yaklaşık bir buçuk sene önce başladı. Daha önce 6 ayda bir zam alırken bunu bir seneye çıkardı. O zamanda zor durumda olduğunu söylemişti. Arabayı satışa çıkardığını söyledi. Ancak bir süre sonra aynı arabayı garajda gördük. Sonuçta daha fazla kar etmeye çalışıyor.Ayrıca diyor ki tazminat kesinlikle hak değildir. Yani yasaların tanıdığı bir hakkı reddediyor.

 

Erhan: Bunu bazı şeylere dayanarak söylüyor. Biz çalışma bakanlığına gittik keşife gelmelerini istedik. Bize 6 ay sonra gelebileceklerini söylediler. İş mahkemeleri 3 sene de sonuçlanıyor. Bu süreçte bugün burada tabela yok biz olmasak makinalar olmayacak. 3 sene sonra şirket adına piyasada hiçbirşey kalmaz. Dolayısıyla patron yasalardaki bu durumun rahatlığı ile hareket ediyor. Mesela işsizlik sigortası diye birşey çıkardılar. Bu çok iyi anlatıldı. Ama benim işsizlik parası almam için kovulmam gerekiyor. Yani her zaman patron mu işçiden şikayetçi olur. İşçi her zaman memnun olmak zorunda mı? Ben neden işsizlik paramı patrondan kağıt almadan alamıyorum? Böyle birşey olabilir mi? Orada  toplanan benim param. Bu uygulama bile en basitinden sizi patrona mahkum ediyor.

 

YCİB: Mücadelenizde başarılar dileriz. Röportaj için teşekkür ederiz.

 

Belge İşlemleri
Yurtsever Cephe

Tarım Komisyonu:
TİGEM imza

İMZA verin