Kişisel araçlar

İçeriğe atla. | Geziye atla

This Logo Viewlet registered to qPloneSkinTechlight
Buradasınız: Ana Sayfa Yurtsever Cephe Sitesi Temel Belgeler İşçi Kurultayı Belgeleri

İşçi Kurultayı Belgeleri

Yurtsever Cephe Yürütme Kurulu ve TKP Merkez Komitesi'nin çağrısıyla 2007 Kasım'ında toplanan İşçi Kurultayı 'nın hazırlık ve sonuç metinleri burada yer almaktadır.

Index
  1. İşçi Kurultayı'na Çağrı
    Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı çağrı metni
  2. İşçi Sınıfı hareketinin Dünya ölçeğinde gerilemesi üzerine saptamalar
  3. Türkiye İşçi Sınıfının bugünkü ataletinin vi örgütsüzleşmesinin nedenleri üzerine saptamalar
  4. Sendikalar ve ara örgütlenemeler üzerine saptamalar
  5. Kararlar
  6. Kurultay Sonuç Metni

İşçi Kurultayı'na Çağrı

Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı çağrı metni

Ezber bozmak, aklımızı ortaklaştırmak ve harekete geçmek için!


Türkiye Komünist Partili ve Yurtsever Cepheli işçiler, TKP ve YC’nin militanları, sevgili dostlar, yoldaşlar!

11 Kasım günü “İşçi Kurultayı” toplanıyor. Kurultay’ın gündem ve takvimine ilişkin bir bilgi sizlere daha önceden ulaşmış durumda. Yetkili kurullarımız ve görevlendirilmiş komisyonlar hazırlıklarını sürdürüyorlar. Bununla birlikte, asıl hazırlık çalışmaları partinin ve Yurtsever Cephe’nin işçi örgütlerinde, birimlerinde gerçekleşecek. Nitekim birçok alanda işçi yoldaşlarımız kurultaya dönük tartışmalara başladılar bile.

Peki, biz bu kurultaydan ne bekliyoruz?

İşçi Kurultayı’nı daha önceki benzerlerinden, kimi konferans ve panellerden ne ayırıyor?

Son dönemde oldukça sık dillendirdiğimiz “ezber bozmak”la başlayabiliriz. İşçi Kurultayı’nda “ezber bozmak” konusunda kararlıyız. Biz sosyalist iktidar için mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin başarısı, Türkiye işçi sınıfının ayağa kalkmasına, örgütlü mücadeleye yönelmesine, siyasi alana etkili ve devrimci müdahaleler yapmasına bağlı. İşçi sınıfının öncü partisi, bu mücadelede işçi sınıfının vazgeçemeyeceği ve bu misyonları onsuz gerçekleştiremeyeceği biricik araçtır. Bugün üzerinde düşündüğümüz, tartıştığımız bütün konular, son tahlilde, işçi sınıfının bu aracı sahiplenmesi ve kullanması ile partinin kendini gerçek sınıf temelinde yeniden üretmesi amacına bağlanmalıdırlar. Ezber bozmak, her şeyden önce, işçi sınıfı hareketine yaklaşımda bu sadeliğe ulaşmamızı engelleyen bütün başlıkları bir kenara ötelemek ve teori ve pratiğimizde amaç birliğine ulaşmak anlamına gelir.

Türkiye işçi sınıfı, nesnel durum ne olursa olsun, siyasal hedef ve açılımlarımıza dışsal, bağımsız, bütünlüklü, sosyolojik bir olgu olarak değerlendirilmemelidir. Siyasetten ve örgütlülükten neredeyse tamamen arındırılmış, çok parçalı ve kişiliksizleştirilmiş bir “toplam”a tarihsel anlamlar yükleyip, daha sonra bu anlamlar üzerinden işçi sınıfı çalışması yapar gibi davranmak Türkiye solunun bir ezberidir. İşçi sınıfının devrimci bir sınıf olması, bu ezberi haklı çıkarmaz. Nasıl tarihin tekerleklerinin ileriye doğru dönmesi için devrimci irade ve eyleme gereksinim varsa, işçi sınıfının da devrimci misyonlarını yerine getirmek için siyasal bir temele gereksinimi vardır. Türkiye’de, bu siyasal temelin var olana anlam ve değer biçilerek yaratılamayacağı ortadadır. İşçi hareketi söz konusu olduğunda var olanı anlamsızlaştıracak ve değersizleştirecek ölçüde mevzi yitirilmiş durumdadır.

Umudumuz ve iddiamız, yitirilen mevzilerin bu kez başka kanallardan ve kalıcı bir biçimde fazlasıyla geri alınacağı yolundadır.

Ezber bozmaktan devam edelim…

Bugün bir takım küçük hesapların değil de, sınıfın tarihsel ve devrimci misyonlarının peşinde koşuyorsak, bu yolda Türkiye işçi sınıfının verili örgütsel birikiminin hesaba katılmaya değer bir unsur  olabileceğini düşünmüyoruz. Türkiye işçi sınıfının “sıfır noktası”nda olmaması, sınıfın gelişkin örgütlülüğe sahip olmasından değil, Türkiye işçi sınıfının ve onunla birlikte Türkiye solunun mücadele tarihinin toplumsal hafızaya kazıdığı değerler sayesindedir.

Türkiye işçi sınıfı örgütsüzdür, bugün Türkiye’de kimilerince “emek örgütleri” olarak adlandırılan sendika ve meslek örgütlerinin sınıfın devrimci misyonlarına ilişkin stratejik açılımlarda merkezi bir rolleri olamaz. Onlara bu rolü yüklemek, devrimci iddialardan vazgeçmek, işçi sınıfının taşıdığı devrimci enerjiyi küçümsemek, siyaseten korkak davranmak ve bu örgütlerin sınıf mücadelesinde olumlu misyonlar yüklenmesinin önüne geçmek anlamına gelir.

Bu nedenle ezber bozuyoruz. Ezber bozarken “şimdi sendikaların önemini küçümsüyor, hatta yok mu sayıyoruz” diye tereddüt etmek bize yakışmaz. Ezber bozumundan “sendikalardan elimizi ayağımızı çekiyoruz” sonucunu çıkarmak da olmaz. Tartıştığımız ve tartışacağımız başka bir şeydir. İşçi sınıfının devrimci misyonları için yapacağımız her tür çalışma, gerçekleştireceğimiz her tür açılım, geliştireceğimiz her yeni araç, işçi sınıfının bugünkü örgütlülüğünün (daha doğrusu örgütsüzlüğünün) bize sunduğu (veya dayattığı) kalıp ve çerçeveyi bir kenara atmak durumundadır. Sendikal alana müdahale, sendikaları birer mücadele alanı olarak kullanmak, böylesi bir yaklaşımın ürünü olabilir.

Ezber bozacağız. İşçi sınıfı çalışmalarına ilişkin Türkiye solunun elindeki mevcut şablonların tamamı bundan 30-40 yıl öncesine aittir. Yani yükselen bir hareket, mücadele eden bir işçi sınıfı… Dünyada ve Türkiye’de bambaşka koşullar… Bu şablonların etkisiz kaldığını herkes biliyor, herkes görüyor. Ancak herhangi bir devrimci perspektif olmadığı için, bunlarla idare ediliyor, kimse yaptığına inanmıyor. En önemlisi, işçiler için bu şablonların gerçek yaşamda bir yeri yok!

O halde ciddi olacak ve daha güncel ve sınıfın tarihsel misyonlarına uygun yeni araçlar, yeni bir mücadele tarzı geliştireceğiz. Kurultay’da bunları tartışacağız.

İşçi sınıfının acil gündemlerine hitap eden ara örgütlenme ihtiyacını en iyi nasıl karşılarız? İşçi sınıfının birliğini nasıl sağlarız? Muazzam bir iç hareketliliğe sahip, istikrardan uzak ve milyonlarca işsizle seyreltilmiş işçi sınıfına nasıl toplumsal kimlik kazandırırız? Parti nerede duracak, Yurtsever Cephe hangi misyonları üstlenecek, nasıl bir sendikal anlayışla hareket edeceğiz… Bu konulara çok kafa yorduk, şimdi sonuca bağlamak zamanı gelmiştir.

Kafa yorduk ve şimdi “aklımızı ortaklaştırmak”, kurultayın önemli hedeflerinden olacaktır. Uzun süre işçi sınıfı içerisinde kök salamamak, herkesin görebildiği kazanımlar elde edememek doğal olarak aklımızı dağıtıyor, yoğunlaşma zorluğu çekiyoruz. Çalışmalarda yoldaşlarımızın gerçeğin belli bir noktasını tutmak istemesi bu yoğunlaşamama durumunun ürünüdür. Parti örgütlenmesinin belli başarılara ulaştığı kimi noktalar vardır, burada arkadaşlarımız “ara örgütlenme” gereksinimini bir kenara bırakmış, partiye odaklı bir çalışma sürdürmektedirler. Bu eksiklidir. Bazı alanlarda Yurtsever Cephe, hepimizi mutlu eden bir olgunluğu yakalamıştır, buralarda cephe çalışmasının bütün sorulara yanıt verdiği düşünülmeye başlanmıştır. Bu da eksiklidir. Kimi sektörlerde yoldaşlarımız göreli daha örgütlü bir sendikal yapının içinde yer almaktadır, buralarda çalışmanın eksenini sendikal gündem oluşturmaktadır. Bu da eksiklidir.

Aklımızı ortaklaştırır, ne yapmakta olduğumuz konusunda kolektif bir netliğe kavuşursak, ki kavuşacağız, bu eksikli ve parçalı çalışma tarzından kurtulmuş olacağız.

Ve harekete geçeceğiz. Kurultayımızın hedeflerinden birisi, TKP ve Yurtsever Cephe’nin işçi sınıfı içinde örgütlenme ve mücadele etme dönemine girmesidir. Somut hedefler belirlenecek, somut bir planlama yapılacak ve zaten birçok alanda başladığımız çalışmaları hızla yoğunlaştıracağız.

Emeğin sermaye ve özel olarak AKP iktidarı karşısında çaresiz kalmaması için bir direniş hattı örecek, işçi sınıfının ufkunu bugünkü düzenin ötesine taşıyacak sosyalist devrimci bir perspektife sahip olacağız.

Bu bir süreçtir, kurultay bu sürecin önünü açacaktır.

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi
Yurtsever Cephe Genel Meclisi

İşçi Sınıfı hareketinin Dünya ölçeğinde gerilemesi üzerine saptamalar

1.Kapitalizmin, 20. yüzyılın son çeyreğinde, hem içinde bulunduğu krizden çıkış hem de dünya işçi sınıfı hareketinin elde ettiği önemli mevzilerden kurtulmak için başlattığı kapsamlı saldırılara işçi sınıfı adına aynı kapsamda yanıt üretilememiştir. İşçi sınıfının değişik coğrafyalarda son derece direngen bir pratik sergilediği sayısız örneğe karşın, dünyanın hiçbir noktasında bu saldırıları dengeleyecek bir emekçi sınıf dinamizmi ortaya çıkmamıştır. Bu anlamda Türkiye işçi sınıfının geriye çekilişi, bir istisna olmaktan uzaktır.

2.Sermaye sınıfı dünya ölçeğinde belli bir yön ve perspektif duygusu ile hareket edip, kendi iç çelişkilerine karşı bir sınıf pozisyonu üretirken, işçi sınıfı bu tür bir yön ve perspektif ortaklığına sahip olamamıştır. Sermayenin saldırıları karşısında emekten yana güçler tarafından örülmeye çalışılan savunma hattının bir sınıf pozisyonu için yeterli olmadığı görülmüştür.

3.İşçi sınıfının inisiyatifi sermayeye kaptırmasında temel sorumluluk işçi sınıfı adına siyaset üretme iddia ve yükümlülüğündeki öznelerindir. Başta Sovyetler Birliği olmak üzere, tüm sosyalist ülkeler söz konusu öznelerin oluşturduğu listenin baş sıralarındadır. İşçi sınıfının en değerli tarihsel kazanımı olan bu ülkeler ve onlarla birlikte dünya devrimci hareketi, sınıf mücadelesi alanını burjuvaziye terk etmişlerdir. Zaten sosyalist ülkelerin ortadan kalkması bu terk edişin doğal bir sonucudur.

4.Bütün bunlara karşın, uluslararası işçi hareketin mücadele dışı kalarak bütünlüğünü yitirmesi ve hatta bir hareket olmaktan çıkması, geçen yüzyılın son çeyreğine sıkıştırılamayacak tarihsel köklere sahiptir. Ayrıntılı tarihsel analizlere ve teorik tartışmalara konu olan ve olmaya devam eden bu sürecin en önemli özelliklerinden birisi, işçi sınıfını sermaye egemenliğine bağlayan mekanizmaların hafife alınması, bu mekanizmaların bilerek ya da bilmeyerek bir parçası haline gelinmesidir.

5.Başta sosyal devlet uygulamaları olmak üzere, emeğin karmaşık sınıfsal mücadelelerin sonucunda elde ettiği kazanımların bir bölümü, orta ve uzun vadede tersine işleyerek işçi sınıfının silahsızlandırılmasına vesile olmuştur. Yalnızca bu kazanımları korumaya dönük b sir perspektif, sermaye saldırılarının gerçek boyutlarının gzilenmesine yardımcı olmuştur. Ayrıca söz konusu kazanımların abartılması ve işçi sınıfının yalnızca bu kazanımların korunmasına odaklanılan bir gündeme mahkum edilmesi sınıf uzlaşmacılığının emekçi kitlelere ve onların siyasal konumlanışına egemen olmasına yardımcı olmuştur.

6.İşçi sınıfının siyasal temsilcileri olan komünist ve işçi partilerinin gelişmiş ve orta gelişmişlikteki kapitalist ülkelerde sosyalist iktidar perspektifinden uzaklaşmaları, onları emek-sermaye karşıtlığında büyük ölçüde devre dışı bırakmıştır. Başta Avrupa olmak üzere, kapitalist dünyada, bürokratikleşmiş ve devlet dairesine dönüşmüş sendikaların işçi sınıfını temsil etmede öne çıkmalarının bir nedeni, işçi sınıfı partilerinin yaşadığı bu işlevsizleşmedir.  Sermaye egemenliğinin parçası haline gelen sendikal yapıların sınıfı temsil etmede temel örgütsel yapılar haline gelmesi, işçi sınıfının kapitalizme mahkum edilmesini kolaylaştırmıştır.

7.Emekçilerin çıkarlarını savunmaktan tamamen uzaklaşmış sendikalar aracılığıyla Sosyal Devlet sınırları içinde sermaye ile uzlaşma arayışına zorlanan işçi sınıfı mücadeleci kimliğinden yitirmeye başlamıştır.

8.İşçi sınıfı partilerinin ileriye çeken ve devrimcileştirici etkisinin yitirildiği koşullarda sınıf sendikacılığında direnen örnek ve unsurların giderek yalnızlaştığı ve sermaye ile işbirliğine giden güçlü sendikal yapılar karşısında tutunmakta güçlük çektiği gözlenmiştir. Yakın dönemlere gelindiğinde sendikal hareketin belli bir canlılık gösterdiği ülkelerde işçi sınıfının bağımsız ve devrimci siyasi öznelere sahip olduğu da açık bir veridir.

9.İşçi sınıfı hareketi açısından her zaman merkezi bir konuma sahip olan Avrupa’da hakim sendikal yapı haline gelen ETUC ve bağlı yapıların bugün emperyalist Avrupa’nın çıkarlarını işçi sınıfına tercüme etmek ve işçi sınıfını Avrupa ve yakın coğrafyalarda denetlemek gibi bir işlev üstlendikleri gerçektir.
 
10.Avrupa Birliği kapsamında kendisini yeniden örgütleyen Avrupa sermayesi, hakim sendikal anlayışı da bu örgütlenmenin önemli bir parçası haline getirmiştir. Sonuç, işçi sınıfının bırakın toplumsal kurtuluş hedefine yönelmesini, pazarlık gücünden de çok şey yitirmesidir.

11.Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin işçi sınıfı hareketine de ek olanaklar sağlayacağına ilişkin liberal solun beklentileri neredeyse bütünüyle boşa çıkmıştır. İşçi sınıfının “küresel dayanışması” ağırlık kazanmamış, işçi sınıfının kimi ülkelerde elde ettiği hakların başka ülkelere de yayılacağına ilişkin boş hayaller gerçekleşmediği gibi, tam tersi gelişmeler yaşanmış, işçi sınıfının göreli daha fazla hakka sahip olduğu ülkelerde bu hakları tırpanlayarak diğer ülkelerin seviyesine çeken düzenlemeler yapılmıştır. Avrupa Birliği’nin genişleme süreci, Avrupa’da işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına ardı ardına ciddi darbeler vurulması anlamına gelmektedir.

12.İşçi sınıfının son yıllarda çeşitli bölgelerde emperyalizme karşı güçlenmeye başlayan direncin merkezinde durmamasının işçi hareketi açısından yakın gelecekte önemli sıkıntılar yaratması beklenmelidir. Bugün emperyalizme karşısında kendini güçlü bir biçimde hissettiren direnç odakları içerisinde en solda duranı Latin Amerika’nın yeni ilerici iktidarlarıdır. Başta Venezuela olmak üzere, Bolivya, Nikaragua, Şili, Uruguay gibi ülkelerde yaşanan gelişmelerin merkezinde işçi sınıfı hareketinin konumlandığını şimdilik söylemek güçtür. Bir diğer direnç odağı ise Irak başta olmak üzere, Lübnan ve Filistin’de işgalcilere karşı silahlı mücadele yürüten güçlerdir. Bu örneklerde de baskın bir sınıf karakterinden söz etmek mümkün değildir. Üçüncü olarak birer devlet olarak emperyalizmin hareket alanını kısıtlayan ve ona karşı inisiyatif almaya çalışan Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve İran’a değinilmelidir. Her biri farklı toplumsal/siyasal sistemlere sahip olan bu ülkelerden ilkinde sosyalizmin kazanımlarından ciddi ölçülerde uzaklaşılmış ve işçi sınıfının tarihsel çıkarlarına denk düşmeyen ekonomi politikalara yönelinmiştir. Diğer iki ülkede ise işçi sınıfı siyasal ve ekonomik olarak ağır bir baskı altındadır.
 
13.İşçi sınıfının bağımsız inisiyatifini sergileyebildiği özgün örgütlenmeler aracılığıyla etkinlik kazanmaya başlayan Latin ve Orta Amerika’nın kimi ülkelerinde ise (Arjantin, Brezilya, Meksika başta olmak üzere) henüz evrensel karşılığı olan ve sınıf hareketinin bütününü ileri çekecek bir zenginlikte bir deney ortaya çıkmamıştır.

14.İşçi sınıfı hareketinin uluslararası alanda geriye çekilişi ve yön ortaklığına sahip bir “hareket” olmaktan dahi çıkmaya başlamasında kapitalizmin emek süreçlerini yeniden örgütlemek konusunda gösterdiği başarı hiç kuşkusuz önemli bir etmen olmuştur. Esnek üretim, üretimin parçalanması, taşeronlaştırma, kalite çemberleri ve benzeri olguların işçi sınıfını pasifize edici, örgütsüzleştirici ve sınıfı bölücü yanı açık olmakla birlikte, emek sürecinin yeniden yapılandırılması ve kapitalist üretimin uluslararası reorganizasyonu, sınıf mücadelelerinden bağımsız, “teknik” ve kaçınılmaz bir gelişme olarak ele alınamaz. Kapitalist sömürünün işçi sınıfının yapısında ortaya çıkardığı değişikliklerin işçi sınıfı hareketinde yarattığı tahribatın boyutları burjuvazinin siyasal ve ideolojik alanda elde ettiği mevzileri küçümsememize neden olmamalıdır. Kaldı ki, bütün bu gelişmeler emekle sermaye arasındaki sınıf mücadelesinin çıktıları olarak değerlendirilmek durumundadır.

Türkiye İşçi Sınıfının bugünkü ataletinin vi örgütsüzleşmesinin nedenleri üzerine saptamalar

1.Türkiye işçi sınıfının bugünkü ataleti ve örgütsüzleşmesi, bir dünya sistemi olarak kapitalizmin ve özel olarak Türkiye kapitalizminin tarihsel/bilimsel bir analizinden bağımsız olarak ele alınamaz. Bununla birlikte bu analizler, dünyada ve Türkiye’de sınıf mücadelelerinin merkeze konduğu bir yaklaşımla ele alınmalı ve sermaye egemenliğinin kendisini yeniden yapılandırma süreçlerini, sınıf mücadelelerinin ve bu mücadelelerin yarattığı sınıfsal dengelerden soyutlama girişimlerine karşı çıkılmalıdır.

2.İşçi sınıfı, üretim sürecinde işgal ettiği yer bakımından evrensel, sınıf mücadelesindeki etkinliği ve konumlanışı bakımından ise özel toplumsal ve siyasal yere sahiptir. İşçi sınıfının mücadelesi, kapitalizmin ilk oluşum dönemlerinden bugüne, toplumsal ilerlemenin birbirinden farklı geliştiği coğrafya ve kültürlerde değişken ve değişen biçimlere bürünür. Bir toplumsal kategori olarak işçi hareketinin bu değişkenliğini dikkate almayan ve eksik kavrayan, tarih-dışı değerlendirme ve saptamalardan uzak durulmalıdır.

3.İşçi sınıfının 20. yüzyılda siyasal iktidarı ele geçirmeye dönük devasa dalgasının geri çekilmesine denk düşen kapitalist restorasyon ve karşı devrimci gerici taarruz, işçi hareketinin bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de güç kaybetmesine yol açmıştır. 12 Eylül darbesine giden yıllarda yoğunlaşan sermaye saldırılarına etkili yanıtlar verilememesi, siyasal gericiliğin ve faşist terör dalgasının göğüslenememesi ve 12 Eylül darbesinin siyasal cenderesi, bu gerici/geriletici dönemin olumsuzluğunu ciddi ölçülere taşımıştır.

4.Türkiye işçi sınıfının özellikle 1960 sonrasında siyasal ve ekonomik mücadelede artan ağırlığı, tarihsel değeri olan çıkış ve örgütlenmelerle taçlanmıştır. Ancak uluslararası ölçekte yoğunlaşan sermaye saldırılarının önemli bir parçası olarak değerlendirilmesi gereken 12 Eylül 1980 darbesine yakınlaşırken, Türkiye işçi sınıfının siyasal ve örgütsel birikiminde kayda değer bir zayıflamanın ortaya çıktığı, burjuvazinin işçi sınıfı hareketini kontrol etmede belli bir mesafe aldığı unutulmamalıdır. Bu anlamda Türkiye işçi sınıfı hareketindeki gerileme, tek başına 12 Eylül 1980 darbesine bağlanamaz, 12 Eylül darbesinin başarısında, onu önceleyen dönemde işçi sınıfı hareketinde yaşanan tıkanmanın rolü hafife alınmamalıdır.

5.12 Eylül faşizminin işçi sınıfına vurduğu ağır darbe, yalnızca fiziki zora, gerçek sınıf örgütlerine dönük faşizan müdahalelere ve yasal düzenlemelere indirgenemez. Türkiye burjuvazisi, darbe ile birlikte işçi sınıfına karşı sistematik bir ideolojik saldırıya geçmiştir. Bu saldırı, generallerin çapını çok aşan bir içerikle, emperyalistlerin ve yerli sermayenin akıl ve yönlendirmesiyle yürütülmüştür. Kapitalist toplumun bencillik üreten mekanizmalarının emekçi sınıfları hedefleyen bir biçimde yeniden yapılandırılması, uyuşturucu ve alkol kullanımın yaygınlaştırılması, televizyon ve futbol gibi popüler kültür araçlarının emekçi kitleleri çürütmesi için bütün olanakların seferber edilmesi, toplumsal yaşamın dincileştirilmesi, tüketim ideolojisinin yoksul kesimleri de yaygın bir biçimde kapsaması 12 Eylül döneminin büyük bir maharet ve bilinçle yürüttüğü politikalardır. Bu politikalara işçi sınıfının yaşam alanlarına dönük planlı müdahaleler ve üretim birimlerinin kent merkezlerinden uzaklaştırılması gibi önlemler eşlik etmiştir.

6.Sermaye sınıfı 12 Eylül darbesiyle kapsamlı bir saldırı yürütürken, bu saldırılara siyasal yanıtlar üretmesi gereken solun fiziki var olma kaygısına gömülmesi, işçi sınıfını büyük ölçüde yalnızlaştırmıştır. Ancak işçi sınıfına dönük asıl olumsuzluk, devrimci hedeflerden uzaklaşılmasına neden olan ve bazı açılardan bir tasfiye süreci anlamına gelen liberal/sivil toplumcu anlayışın solda yaygınlaşmasıdır. Bu anlayış, işçi sınıfının siyasallığını koruyan kesimleri ve sonrasında sendikal yapılar üzerinde ciddi tahribat yapmıştır. Komünist hareketin bu anlayışa karşı yürüttüğü mücadele, başarısız sayılamasa bile, söz konusu olumsuzlukları bütünüyle ortadan kaldıracak etkiye ulaşamamıştır.

7.Uzun bir süre boyunca bir sınıf olarak siyasi alana etkili bir giriş yapamayan emekçi kitlelerin sermaye sınıfının bölücü/parçalayıcı/cemaatleştirici etkilerini bertaraf etmeleri de olanaksız hale gelmiştir. İşçi sınıfının birliğini sağlayacak, ona sınıfsal aidiyet verecek olan siyasi mücadele pratiğinden yoksunluk, kapitalist üretimin sınıfı parçalayan nesnel yapısının etkisini artırdığı gibi sınıfı bölmeye dönük öznel politikaların da sonuçlarını güçlendirmiştir.

8.Başta sendikalar olmak üzere, emekçileri örgütlü kılmaya dönük işlev üstlenen bütün yapılar sınıfın bölünmüşlüğünü veri almaktadır. Bölünmüşlük, işçi sınıfının burjuva ideolojisi karşısındaki direncini de azaltmaktadır. Bugün Türkiye’de işçilerin bundan 30 yıl öncesindeki özgüvenlerini kaybetmiş olmalarının önemli bir nedeni de bu durumdur.   

9. Emperyalizme tam boy siyasal teslimiyet içindeki egemen sınıfın farklı kanatlarının rol aldığı darbeler, muhtıralar, terör eylemleri, meşruiyeti tartışmalı seçimler aracılığıyla karşı devrimci siyasal rüzgar ülke içinde esmeye devam etmekte, kısmi direnç ve başkaldırı denemeleri bir kenara bırakılırsa, yenilgiye uğramış Türkiye işçi sınıfını siyasal ve ideolojik olarak kuşatmaktadır.

10. Ülke için son derece kritik başlıklarda kararlar yabancı başkentlerde ve uluslararası emperyalist kurumlarda alınmaktadır. Siyasal karar süreçleriyle mesafesi artan işçi sınıfının siyasi gündeme ilgisi azalmakta, emekçi kitleler kendilerini gelişmeler karşısında büyük ölçüde çaresiz hissetmektedirler.
 
11.Türkiye’de kapitalist üretimin emperyalizme bağımlı yapısının son 25-30 yılda iyice belirginleşmesi, Gümrük Birliği’nin yanısıra Avrupa Birliği ile ilişkilenme evrelerinde katedilen mesafe, özelleştirmeler, yabancı sermayeye bağımlılık, işçi sınıfının çaresizliğinin ve boyun eğmesinin pekişmesini sağlayan güçlü bir zemin yaratmaktadır.

12.Sanayi havzalarında, işyerlerinde ve üretim süreçlerinde alabildiğine baskıcı ve hatta faşizan bir yönetim-denetim sistemi kurmaya yönelik düzenlemeler ağırlık kazanmaktadır. Organize sanayi bölgeleri, kameralı ve bilgisayarlı mesai gözetimi, bir yandan sömürünün yoğunlaştırılmasını ve çalışma saatlerinin uzatılmasını bir yandan da işçilerin boyun eğmeme ve direnme eğilimini yok etmeyi amaçlamaktadır.

13.Tekelleşme ve yabancı sermaye denetimi biçiminde yol alan tarımda kapitalizmin ilerleyişi ve Kürt illerinde süregiden çatışma ve yoksulluk koşulları kırsal alanlarda büyük bir emekçi köylü nüfusunu topraklarından koparmakta ve büyük şehirlere göç ettirmektedir. Çoğu vasıfsız ve işsiz veya geçici işlerde çalışan bu fazla nüfus, büyük şehirlerde işçi sınıfının çeperlerinde kalabalık yığınlar halinde birikmektedir.

14.Yüksek işsizlik oranı ve iş sürekliliğinin birçok sektörde düşük olması, işçi sınıfının örgütlenme pratiğinde ek güçlükler yaratmaktadır. Türkiye’de işçi sınıfının geniş kesimlerinden birisini işsizler oluşturmaktadır. İşsizlerin sınıf mücadelesi açısından kimi olanaklar barındırması, bu kesimin örgütlü mücadeleye taşınmasına ilişkin zorlukları ortadan kaldırmamakadır. Yine Türkiye’de emekçilerin küçümsenmeyecek bir bölümünün kayıt dışı sömürüye tabi olması da örgütlenme çalışmalarını zorlaştırmaktadır.

15.Sermaye sınıfı, 2001 krizini işçi sınıfını uysallaştırmaya dönük bir araç olarak kullanmayı becermiştir. Artan işsizlik tehdidi birçok sektörde işçi ücretlerini geriye çekmiş, istikrarın sağlanması adına, zaten güdük kalan işçi hakları iyice budanmıştır.

16.Türkiye ekonomisi açısından ön plana çıkan belli başlı sektörlerden olan turizm, inşaat ve tekstil sektörleri, hem kayıt dışı emeğin yaygınlığı, hem bununla ilişkili olarak üretimin bu sektörlerde özgün bir yapılanma içerisinde olması, hem de sermayenin kirinin bu sektörlerde özellikle yoğunlaşmasının sonucunda işçi hareketi açısından özel zoruluklar yaratmış ve yaratmaya devam etmektedir.

17.İşçi sınıfının toplumsal varoluşu, tüketim-konut-su-elektrik-ulaşım sorunları, işgücünün yeniden üretimi için gerekli giderlerin kredi sistemi yoluyla borçlandırılarak sermayeye bağımlılığı artırması, uyuşturucu-alkol-sigara-kumar-piyango vs çürütücü etkenlerle ve ideolojik/kültürel dolayımlarla (okul-cami-medya) kuşatılmıştır. Bu kuşatmayı yarması gereken ilerici- yurtsever örgütlenmelerin işçi sınıfıyla temas yüzeyi şimdilik çok sınırlı ve etkisizdir.

18.Türkiye işçi sınıfının küçümsenmeyecek bir dönemi etkili çıkışlar yapmaksızın geçirmesi, sınıf mücadelesi pratiğiyle herhangi bir biçimde temas sağlamayan işçilerin sayısını her geçen gün artırmaktadır. Toplumsal hafızamızın zayıflığını da hesaba katarsak, Türkiye işçi sınıfı içerisinde sınıfın gücüne inanların sayısının bir hayli sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekir.

19.Sonuç almaktan uzak, belli yerellik ve işyerleriyle sınırlı kalan direnişlerin işçi sınıfının mücadele azmini artırmadığı açık bir gerçektir. Oysa Türkiye solu, işçi sınıfına dönük açılımlarını bu direnişlere ve daha çok sendikal alana hapsetmiş durumdadır. İşçi yığınlar için bu başlıkların inandırıcılığı olmadığı gibi, solun kendisi de buralardan enerji alamamıştır.

Sendikalar ve ara örgütlenemeler üzerine saptamalar

1.İşçi sınıfı partileri, işçi sınıfının tarihsel çıkarların savunur ve bütün eylem ve etkinliklerini siyasal iktidar mücadelesine bağlarlar. Bu mücadele ile işçi sınıfının güncel hak arayış ve tepkileri arasında kopmaz bir ilişki vardır. İşçi sınıfı partilerinin en önemli görevlerinden birisi, bu ilişkiyi devrimci bir tarzda ve hareketin tarihsel çıkarlarını gözeterek yeniden düzenlemektir.

2.Bu görevin ara örgütlenmeler olmaksızın yerine getirilemeyeceği açıktır. İşçi sınıfının gündelik talep ve tepkileri baskın bir ekonomik karakter taşır. Ekonomik mücadele, siyasi mücadeleden büsbütün koparılamasa da, işçi sınıfı açısından kapitalist düzenin veri alındığı bir mücadele düzlemidir. İşçi sınıfı partilerinin kendilerini bu düzleme yerleştirmeleri, bu partilerin devrimci karakterinde bozulmalara neden olur. İşçi sınıfı partileri bu yükü, ara örgütlenmelerle paylaşmak, ekonomik mücadele başlıklarına özellikle yoğunlaşan ara örgütlenmelerin sınıfı örgütleme konusunda yarattığı olanakları değerlendirmek durumundadır.

3.Ara örgütlenmeler söz konusu olduğunda en kalıcı ve yaygın olanı elbette sendikalardır. Sendikaların işçi sınıfının kimliğini bulması, mücadeleci bir toplumsal aktör haline gelmesi ve örgütlü bir güce dönüşmesinde muazzam rolleri olmuştur. Bununla birlikte sendikaların işçi sınıfı hareketine geriye çekici etkisi, bugünle sınırlı olmayan tarihsel bir gerçekliktir. Dolayısıyla işçi sınıfı partileri açısından sendikalar her zaman bir “müdahale” konusu olmuştur.

4.Ara örgütlenme tanımı zaman zaman işçi sınıfı partisiyle sendikalar arasındaki mesafeyi kapatmak için işlev üstlenen örgütler için kullanılmaktadır. Kimi durumlarda geçerli olabilecek bu yaklaşım, komünist partilerinin işçi sınıfı çalışmasını sendikal çalışmaya indirgemesine neden olabileceği için tehlikelidir. Sendikalar belli bir gereksinimi karşıladıkları oranda anlamlıdırlar, ara örgütlenme gereksinimini karşılamaktan uzak oldukları sürece, bu gereksinimin kısmen karşılanması için başka mücadele araçları yaratılabilir ya da belli dönemlerde bu araçlar kendiliğinden ortaya çıkabilir.

5.Sendikalara dönük devrimci müdahale ve yönlendirmenin yetersiz kaldığı dönemlerde sendikaların sınıf uzlaşmacılığının birer aracı geldiği sayısız örnekten söz edilebilir. Ancak kendini sürekli olarak yenileyebilen sermaye egemenliğinin dünyanın birçok ülkesinde sendikal yapıları, onların işçi sınıfı adına mücadeleci örgütler haline gelmesini neredeyse olanaksızlaştıracak ölçüde sisteme bağladığını unutmamak gerekir. Sonuç olarak, bugünkü yaygın örnekleriyle sendikalar, içi istendiği zaman devrimci bir tarzda doldurulabilecek ve devrimci politikalara açılabilecek kurumlar olarak görülmemelidir. Sendikaların birer mücadele örgütü olduğuna ilişkin ezber bir kenara bırakılmalı, sendikalar önemli birer mücadele alanı olarak tanımlanmalıdır.

6.Bu mücadelenin sendikaları işçi sınıfı adına mücadele eden örgütler haline getirmesi elbette önemli bir hedeftir. Dahası, işçi sınıfı adına ve onun için mücadele eden sendikaların yaratılması da belli konjonktürlerde bir görev olarak işçi sınıfı partilerinin önüne konabilir. Ama yine de sendikalara işçi sınıfının mücadelesinde başat bir rol veren ve partili mücadeleyi sendikal mücadeleyle eşitleyen anlayışlara prim verilmemelidir.

7.Sendikalar siyasi gelişmelerde emek tarafında yer almadığı sürece güç kaybetmeye devam edecektir. Sendikalar işçilerin siyasi taraf olmalarını sağlamamakta, işçi sınıfı içerisindeki bölünmeyi artırıcı bir işlev görmektedir.  Yeni üyeler kazansalar bile, sınıf mücadelesinde birleştirici ve dönüştürücü bir etkiye sahip olmadıklarından sermayenin saldırısını tersine çevirecek bir güç haline gelememektedirler. Sendikaların işçi sınıfını bölen ve sermaye yanlısı politikaları açık bir biçimde karşıya alınmadan, işçi sınıfının çıkarlarını konu etmek mümkün değildir. Bugün tüm dünyada 164 milyon üyeye sahip sendikalar sayıca en gelişkin örgüt olmasına rağmen, sermayeye karşı mücadelede tuttuğu yer itibarı ile dünyadaki birkaç örnek dışında işçi sınıfını siyasetin dışına atan, mücadeleden uzaklaştıran ve bölünmeyi veri alan örgütler niteliğindedir. Sendikaların bu anlayışına ve yapılanmasına karşı siyasi mücadeleyi yükseltmek her yurtseverin, komünistin görevi olmalıdır.

8.Sendikal kriz yalnızca üye kaybı ile açıklanamaz. Zaten hızlı üye kaybı, sermayenin ve emperyalizmin saldırılarına bütünlüklü siyasi yanıt üretilememesinin bir sonucudur. Liberalizme belli sınırlar getirmeyi iş edinen sendikal politikalar, IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist kurumların politikaları ile doğrultuda çoğu zaman örtüşmektedir. Yoksulluk ve işsizlikle mücadele, “küresel sendikacılık” kavramları sendikal siyasette öne çıkmıştır. Küreselleşmenin insani ve sosyal yönünü oluşturma görevini üstlenen sendikalar, sermaye birikim süreçlerine “katkı” koydukları sürece işçilerin güvenini kazanamayacaktır. Sendikaların geleneksel işçi sınıfı saflarındaki kayıpları geri dönülmez kabul etmesi ve yeni saldırılara “reforme etme” anlayışı ile karşı koyması işçilerin ilgisini çekmemektedir. İşçilere güven verecek, işçi sınıfının birliğini hedefleyen, siyaseten güçlü merkezlere ihtiyaç duyulduğu açıktır.

9.Sendikalar bir iç silkiniş için gerekli kaynaklardan yoksundur. Sendikaların güçlenmesi, işçi sınıfının mücadele araçlarından biri haline gelmesi, sendikaların iç dinamiklerine terk edilebilecek bir hedef değildir. Sendikalara üye diri işçilerin de içinde yer aldığı bir “dış” müdahale olmaksızın sendikal yapılarda köklü değişiklikler beklenmemelidir. Sermayenin, emperyalizmin saldırısı ve devletin ulusal ya da uluslararası yasal mevzuatla yaptırımları sendikaların hareket alanını gün geçtikçe daraltmaktadır. Sendikaların içerisindeki “iyi unsurlar”ın alanın sınırları ve örgütlü bir güce erişemediklerinden gidişi tersine döndürecek bir kuvvet yaratmaları çok zordur. Bugün sendikalardan umudunu kesen işçi emekçi kesimlerin sınıfın bütününü kapsayan, işçi ve emekçilerin birliğini sağlamayı amaçlayan siyasi bir örgütlenmeye ihtiyacı vardır.

10.Sermayenin sendikal gündeme en “ileri” müdahalesi “sosyal diyalog”dur. Tarafların anlaşması temelinde ileri sürülen bu yöntem sermayeyi güçlendirmekte, işçi sınıfının mücadelelerinin ürünü olan devletin koruyucu rolünü tamamen ortadan kaldırarak işçilerin gücünü iyice zayıflatmaktadır. Devletin koruyucu rolü, sosyal diyalog mekanizmaları ile tamamen dışarıda bırakılmakta, işçiler asgari yasal korumalardan da yararlanamamaktadır. Sendikaların sermayeye teslim olmasını sağlayan, işçi sınıfının mücadelesini, sermaye birikimi için kavgaya dönüştüren sosyal diyalog mekanizmalarının tümü reddedilmeli ve bu anlayış ile mücadele edilmelidir.

11.Emperyalizm, sendikalar eliyle de yayılmaya ve sömürmeye devam etmektedir. Sendikal emperyalizmin en önemli taşıyıcı merkezlerinden biri “emeğin avrupası”nı temsil eden Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC)’dur. Dünyadaki en önemli sendikal merkezlerden biri olan ETUC, sermaye birikim sorunlarına çözüm arayan, Avrupa Birliği politikalarında belirleyen en önemli örgütlerden birisidir. Emperyalizmin sendikal alandaki uzantısı olan bu örgüte ve politikalarına karşı mücadele, bağımlılığa ve sermaye politikalarına karşı mücadele anlamına gelecektir.

12. Emperyalizmin kimi sendikal yapılar aracılığıyla uluslararası dayanışma ve enternasyonalizm adı altında geliştirdiği açılımlar, kendi müdahale araçlarını yaratma çabasının bir parçası olarak algılanmalıdır. Küresel eylemlerle, yoksulluğa karşı mücadeleyle, kadınların, gençlerin örgütlenmesi gibi konularda fon vererek, dayanışma ve enternasyonalizm kavramlarını içeriğini başkalaştırma çabası reddedilmelidir. Bu anlamda her bir çalışma başlığı bağımlılaştırmak için araç haline getirilmektedir. Ayrıca emperyalist sendikal merkezler, her bir çalışma alanını kendi politikalarını yaygınlaştırmak için kullanmaktadır. Bu tip araçlarla gücünü kendinden ve örgütlülüğünden alan sendikal anlayış yok edilmekte, sendikalar bağımlı hale getirilmektedir. Örgütlenmeden eğitime, toplu iş sözleşme politikasından uluslararası ilişkilere kadar, sendikaları emperyalist merkezler belirler hale gelmektedir.

13.Ülkemizde kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesi ilk dönemlerinde ortaya çıkardığı dinamizme karşın, son tahlilde işçi sınıfının mücadelesini ilerletmemiş, önemli bir birikimi boşa çıkarmış ve işçi sınıfının bölünme sürecine hız kazandırmıştır. Ülkemiz sınıf mücadeleleri tarihinde 1990’lara damga vuran kamu emekçilerinin mücadelesi, grevsiz, ne olduğu belli olmayan toplu görüşmelere teslim olmuştur. İşçi sınıfının bütününü yanına almayan kamu emekçilerinin mücadelesinin nefesi hızla tükenmiş ve devletin önerdiği yasal düzenlemeye tabi olunmuştur. Kamu emekçileri sendikalarının işçi sendikalarına bağlanmaması tarihsel önemdeki bir fırsatın kaçması anlamına gelmiştir. İdeolojik ve siyasal açıdan ayrı örgütlenmenin olumsuz sonuçlarını dengeleyecek bir ileri hat oluşturulamamıştır. Ayrıca kamu emekçileri sendikalarının en ileri ucu olan KESK, Sosyal Avrupa modelinin taşıyıcılığını üstlenerek, işçi sınıfının mücadelesinin çıkışını geciktiren bir rol üstlenmiştir.

14.Sendikalar bugün “işçi sınıfını” temsil etmemekte, ancak sermayenin onlara yarattığı meşruiyet alanı nedeniyle siyasal ağırlıklarını korumaktadır.  Mücadele alanı olarak sendikalarda bulunmak, siyasi çalışmaların bir parçası olarak ele alındığı sürece anlam kazanacaktır. Sendikalarda çalışma yapmak, siyasi çalışmaların bir parçası olmalıdır. Sendikaların kendi açtığı gündemlerde sıkışmak, devinmek, güç ve enerji yitimine neden olduğu gibi siyasi olarak sonuç alıcı hamlelerin uzağında kalmaktadır.

15.İşçilerin gündelik, acil taleplerinin karşılanması yalnızca güncel gelişmelerden hareketle gerçekleştirildiğinde dönüştürücü müdahale sınırlandırılmaktadır. İşçilerin acil yanıt bekleyen sorunlarının çözümü  siyasal bir bağlamda ele alınmalı ve çözümü için çaba harcanmalıdır. Salt gündelik talepler üzerinden hareket edilmesi siyasi mücadelenin geriye atılmasına neden olmakta ve işçilere bütünsel olarak sermayeye karşı mücadele kapısının açılmasına olanak sağlamamaktadır. Ekonomik mücadele, siyasallaştırıldığı ölçüde kalıcı kazanımlara yönelecektir. Sınıf siyasetini benimsemiş işçiler daha sağlıklı, kararlı bir biçimde ekonomik mücadeleyi yürüteceklerdir.

16.Depolitize olmuş, gündelik yaşamına ve dar çıkarlarına gömülmüş işçi ve emekçi yığınların örgütlenmesi kişisel özgürlükleri esas alan bir tarzda gerçekleştirilemez. Bir avuç azınlığın yönetiminde, işçilerin kişisel özgürlüklerinden söz edilmesi olanaklı değildir. Liberal politikaların işçi sınıfının gözünü boyamaya yönelik olarak kullandığı bu kavram reddedilmelidir. Özgürlük ancak eşitlik olduğunda olanaklıdır. Kişisel özgürlükleri esas alarak gerçekleştirilen örgütlenmeler, siyaseti örgütleme yöntemi içerisinde değildir.

17.Örgütlenme talebi, işçilerin emekçilerin mücadele gündemlerini ülke meselelerinin bütünlüğünden ayırmadan oluşturulmalıdır. Yalnızca işyerlerine sıkışmış gündemler, işçileri siyasallaştırmamakta, bu gündemler hızlı tüketilmektedir. Aynı biçimde işyeri gündeminden hareketle başlayan işçi direnişlerinin ve eylemlerinin sonu çoğu durumda umutsuzluk doğurmakta, işçileri mücadeleden uzaklaştırıcı bir etki yaratmaktadır. İşçilerin mücadelesi, tarihsel çıkarlarına işaret etmelidir. Bugün işçilerin ekmek mücadelesi ile memlekete sahip çıkma mücadelesi örtüşmüştür. İşçi ve emekçileri örgütleme yeteneğine sahip en başa yazılması gereken siyaset, yurtseverliktir.

18.İşçi sınıfının gerek ekonomik gerek siyasi mücadelesinin başarısı, işçi sınıfının birliğinden, ortak örgütlülüğünden geçmektedir. Ülkemizde, işçilerin, emekçilerin örgütlülüğü bölünmüş bir yapıya sahiptir. Sendikalar, meslek odaları, işkolları, hizmet kolları bölünmenin kaynağını oluşturmaktadır. 28 farklı işkolunda 100 işçi sendikası, 11 farklı hizmet kolunda 79 kamu çalışanı sendikası, 6 farklı meslek örgütünde 282 oda  örgütlülüğün bölünmesinin yalnızca bir kısmını ifade etmektedir. Örgütler aracılığıyla neden olunan bölünmeye ek olarak, mavi/beyaz yakalılar, kadrolular, taşeronlar, kısmi süreli çalışanlar, toplu iş sözleşmeli işyerlerinde kapsam içi-kapsam dışı, sigortalı-sigortasız, emekli, işsiz olarak işçilerin emekçilerin arasında yaratılan ayrımlar da işçilerin emekçilerin mücadelesini zayıflatmakta, mücadelenin geriye düşmesine neden olmaktadır. İşçi ve emekçilerin mücadelesinde ilk adım işçilerin birliğini savunmak, ortak örgütlenme kanallarını açacak ve yaratacak bir örgütlenmenin varlığı olacaktır.

19.Ara örgütlenmeler başlığında başka örnekler üzerinde de durulmalıdır. Tarihte özellikle devrimci yükseliş dönemlerinde ekonomik mücadele ile siyasal mücadeleyi sendikalardan daha ileri bir noktada birleştiren kimi örgütlenme modelleriyle karşılaşılmıştır. Rusya’da 1905 ve 1917 devrimlerinde gelişen sovyet örgütlenmesi, hem işçilerin hem de köylülerin yığınlar halinde bir araya geldiği kendiliğinden oluşumlardır.  Sovyet örgütlenmesi ve başka ülkelerde ortaya çıkan işyeri komiteleri, işçi konseyleri gibi ara örgütlenmeler işçilerin siyasallaşmasını ve işçilerin iktidar için mücadele etmesini kolaylaştıran yatay örgütlenmelerdir. Burjuva iktidarına karşı alternatif bir iktidar odağı haline gelen Sovyetler, “tüm iktidar fabrika komitelerine” anlayışı ile örgütlenen işyeri konseyleri, işçi sınıfının mücadele tarihinde dikkatle incelenmesi gereken deneyimlerdir. Ancak bu türden örgütlenmelerin hangi koşullarda ortaya çıktığı hesaba katılmalı ve iradi kararlarla bu çap ve işlevde örgütlenmelerin kurulamayacağı bilinmelidir.

20.Türkiye’de sendikaların üzerini atlamak, onları işçi sınıfı mücadelesi açısından işlevsiz görmek büyük bir yanlış olacaktır. Bununla birlikte, işçi sınıfı partisi, hem ara örgütlenme gereksinimini karşılamak için yeni arayışlar içerisine girmek hem de bu arayışlarla elde edeceği deneyimler ışığında sendikal alana daha etkili müdahaleler yaparak bugün işçi hareketinin çıkarları açısından sıfır noktasına gerilemiş olan sendikalara alan açmak durumundadır. Bugünkü yasal mevzuatı reddeden, sınıfın birliğini hedefleyen, işçi sınıfının değişik katmanları arasındaki farklılıkları siyasal mücadelenin yardımıyla aşmaya çalışan, ekonomik mücadele ile siyasi mücadele arasındaki ilişkiyi dünya ve Türkiye’nin bugünkü koşullarını hesaba katarak yeniden kuran örgütlenmeler yaratmak, sendikal başlık olmaksızın gerçekleşemez, sendikal başlığa hapsolarak hiç yerine getirilemez.

21.Yurtsever Cephe, bu bağlamda, yapay ve gerçekçi olmayan misyonlardan kaçınarak, Türkiye işçi sınıfının gereksindiği bir örgütlenme modelinin kimi unsurlarını üstlenmek durumundadır.

Kararlar

Genel Başlıklar

1.İşçi sınıfının emperyalizme ve kapitalizme karşı etkili bir güç haline gelmesi ve bir kez daha toplumsal kurtuluşu hedefleyen uluslararası bir aktör olması için tek tek ulusal ölçeklerde işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını temsil eden devrimci sınıf partilerinin ağırlıklarını koyması öncelikli koşuldur. Bu anlamda Türkiye’de de her tür açılım, işçi sınıfı partisinin etkisini artırması hedefini merkezde tutmalıdır. İşçi sınıfına uluslararası alanda en büyük katkı Türkiye’de işçi sınıfının siyasal ağırlığının artması olacaktır. Uluslararası ilişkiler ve dayanışma söz konusu olduğunda, geniş bir bakış açısına sahip olmak ama işçi sınıfının ileri siyasi temsilcilerine özel bir önem vermek mutlak bir zorunluluktur.

2.Sosyalizmin zorunluluğuyla kaçınılmazlığı ve devrimin güncelliği, uluslararası gelişmelere ilişkin analiz ve siyasal yaklaşımlarımızın merkezinde durmalıdır.

3.Sermaye sınıfının işçi sınıfını etkisizleştirme ve kuşatmada birer araç olarak kullandığı ETUC ve benzeri sendikal yapıların meşruiyet elde etmesine ve Türkiye’deki ağırlıklarını artırma girişimlerine karşı mücadele edilmelidir.

4.Değişik coğrafyalarda işçi sınıfının sermayeye karşı sürdürdüğü devrimci mücadele pratiklerinin Türkiye işçi sınıfına ve genel olarak Türkiye’de toplumsal mücadelenin teorik ve pratik dağarcığına maledilmesi için öncülük yapılmalıdır.

5.İşçi sınıfımızın uluslararası ve bölgesel ölçekte emperyalizme ve kapitalizme karşı açık sınıf konumuna sahip hareketlerle bağını güçlendirici adımlar atılmalıdır.

6.Sosyalist Küba’da faaliyet gösteren işçi sınıfı örgütleriyle yakın bir işbirliğine gidilmelidir.

7.Avrupa Birliği’nin sınıf karakterinin Türkiye işçi sınıfına anlatılması ve sınıfın Avrupa Birliği’ne muhafazakar/milliyetçi/dinci çekincelerin dışında, devrimci ve yurtsever bir kimlikle karşı koyması için somut araçlar geliştirilmelidir.

8.Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde gündeme gelen yasal düzenlemelerin sınıf mantığını zaman yitirmeksizin teşhir eden, bu konuda Avrupa’daki devrimci dostlarımızın değerlendirme ve mücadelelerinden yararlanan ve bu başlıkları Türkiye’de mücadele konusu haline getiren bir çalışma kurumsallaştırılmalıdır.

9.Yurt dışında Avrupa Birliği’ne karşı devrimci pozisyonlar alan sınıf örgütlenmeleri ile işbirliği konusunda daha girişken olunmalıdır.

10.Sosyalist ülkelerde yaşanan çözülüşün işçi sınıfına nasıl etkide bulunduğuna ilişkin bilimsel ve siyasal çalışmalar kesintisiz bir biçimde sürdürülmelidir.

11.İşçi hareketinin tarihini bilimsel bir bakış açısıyla analiz eden teorik çalışmalar yapılmalı ve işçi sınıfına güvensizliği vaaz eden yaklaşımlarla teorik- politik olarak mücadele edilmeli, bu çalışmaların belirlenmiş sonuçları işçilere yönelik popüler kitlesel yayınlar, broşürler ve bildiriler yoluyla yaygınlaştırılmalıdır.

12.Sosyalizmin kapitalizme üstünlüğünün teorik analizi ve propagandası yürütülmeli, siyasal iktidara yönelik yeni bir devrimci dalganın yükselişinin mümkünlüğü işlenmeli, Türkiye’de siyasal gericilik, faşizm ve karşı devrimci siyasal akımlarla ve 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma işçi hareketinin gündemine alınmalıdır.

13.Emperyalizme siyasal bağımlılığa karşı işçi hareketi zemininde muhalefet yürütülmeli, işyeri ve ülke meselelerinde siyasal acz duygusunu aşmaya ve kolektif işçi kimliği zemininde “öz-güven” duygusunu geliştirmeye ağırlık verilmeli, işçi sınıfının bağımsız ve yurtsever bir devrimci iktidar hedefinin öncü ve temel politik-toplumsal öznesi olarak örgütlenmesi ve mücadelesi gözetilmelidir.

14.Sermaye sahibine esarete karşı mücadeleyi emperyalist boyunduruğa karşı mücadeleye bağlayan ve işyerinde patron eliyle yürütülen otokratik-teknolojik yönetime karşı üretim sürecinin denetlenmesi taleplerini dile getiren, sağlık ve sosyal güvenlik haklarını talep zemininde örgütlenen, işçiyi kendisinin, ailesinin, arkadaşlarının, ülkesinin hayatı ve geleceği konusunda bilinçli ve sorumlu kılan bir mücadele- örgütlenme çizgisi izlenmelidir. Sanayi havzalarında, işyerlerinde ve üretim süreçlerinde otokratik ve teknolojik denetim sistemlerine karşı mücadele, çalışma ortam ve süreçlerinin demokratikleştirilmesi ve işçi denetimi talepleri gözetilerek yürütülmelidir.

15.Çalışma sürelerinin kısaltılması konusundaki mücadele bütün sektörlerde öne çıkartılmalıdır.

16.Büyük şehir varoşlarında mahalle temelli işçi örgütleri kurulmalı, Kürt emekçilerinin örgütlenmesine ağırlık verilmeli, fındık, pamuk toplama işçilerinin sorunlarına sahip çıkan örgütlenmeler oluşturulmalıdır.

17.İşçi örgütlenmeleri, işçilerin kendi eseri olacak biçimde inşa edilmeli, işçilere girişkenlik fırsatı, sorumluluk üstlenme olanağı tanınmalı, kendi güçlerinin farkına varmaları gözetilmeli, yıkıcı ve yapıcı enerjilerini birleştirmeleri böylelikle toplumsal özne olabilmeyi başarmaları sağlanmalıdır.

Yurtsever Cephe'nin sendikal politikaları

1.Bugünkü mevcut konfederasyonlar arasında birini ötekine tercih etmeye neden olacak ayrımlar bulunmadığından ve sendikal anlayışlar açısından kayda değer bir farklılıktan söz edilemediğinden, konfederasyonlar arasındaki rekabette taraf olunmaz. Konfederasyonların her bir başlıktaki konumlanış ve politikalarına bakılır, somut gündemlerde buna göre tavır alınır, hiçbir konfederasyona özel bir yakınlık geliştirilmez.

2.DİSK, Türk-İş ve KESK’in tek bir çatı altında toplanması, Türkiye işçi sınıfının gereksindiği sendikal yapının ortaya çıkması için yeterli olmasa da, ileriye doğru bir adım olarak değerlendirilir. Böyle bir adım gündeme geldiğinde birliğin işçi sınıfı hareketini daha fazla geriye çekmeyecek bir koordinatta gerçekleşmesi için çalışma yürütülür, sermayenin ve Avrupa Birliği gibi emperyalist kurumların birlik sürecine damga vurmaya dönük girişimleri deşifre edilir, bunlara karşı durulur.

3.Her bir sektör ve işyerinde mevcut sendikal birikim, sınıf mücadelesinin gereksinimlerine göre değerlendirilir ve en fazla olanağı sağlayan sendikal yapıda, sektöre ilişkin genel hedefler doğrultusunda çalışma sürdürülür. Hiçbir durumda sendikal çalışma merkeze konmaz.

4.Sendikalarda devrimci siyasete dönük her tür yasakçı tutum reddedilir, bu yasakçı tutumun uzantısı olan otosansürcü eğilimlerden kesinlikle uzak durulur.
 
5.Her sektörde mevcut sendikal yapı açısından gerçekçi olup olmadığına bakılmaksızın yalın bir programatik çerçeve hazırlanır, sendikal bürokrasi bu çerçeve ile kuşatılır, sendikalı işçiler bu çerçeve etrafında örgütlenir. Her bir sektörün koşullarına uygun bir içerikte hazırlanacak olan bu çerçeve metinlerin olmazsa olmaz unsurları vardır:
Sektördeki bütün emekçilere hitap eden bir çalışma yürütülmesi
Sınıf uzlaşmacılığından başka bir anlam taşımayan sosyal diyalog ve benzeri eğilimlerin mutlak olarak reddedilmesi
İşkolu ve işyeri sözleşmelerinde bütün gelişmelerin emekçiler tarafından izlenebilmesi, denetlenebilmesi ve karara bağlanması
Sendika bütçelerinin saydam olması
Sendikaların sermaye partileriyle bağlantılarının deşifre edilmesi ve zayıflatılması
Emperyalist ülke ve kurumlarla her tür ilişkinin reddedilmesi
Sendika iç tüzüklerinden bürokratikleşme ve kastlaşmaya neden olan ögelerin arındırılması
Mevcut yasal mevzuatın sınırlarının kabul edilmemesi, bu sınırların mücadele pratiğinde aşılarak değiştirilmesi
Sendikalı işçilerin siyasal başlıklarda “partiler üstü” yaklaşımlarla burjuva partilerine peşkeş çekilmesinin engellenmesi

6.Sendikalarda bütün ağırlık işyeri temsilcileri seçimlerine verilir, şube yönetimlerinde ancak belli bir emekçi tabanının bilinçli desteği olduğu takdirde görev alınır. Sendika genel kurullarında kendi programatik çerçevemiz savunulur, bir takım pazarlık ve dengelerin içerisine kesinlikle girilmez.

7.Sendika ya da konfederasyonların örgütlediği ya da çağrıcısı olduğu eylem ve etkinliklere, işçi hareketi açısından sağlıklı bir hatta yerleştiği ve işçi sınıfı siyasetine karşı yasakçı bir tutum geliştirilmediği sürece katılınır.
 
8.Her bir sektörde sendikaların bıraktığı boşluğu farklı araçlarla doldurmaya dönük inisiyatif alınır.

9.Meslek örgütlerinde, meslek grupları içerisindeki sınıfsal ayrışmayı veri alan, meslek grupları içerisindeki emekçilere sınıfsal bir perspektifle yaklaşan bir çalışma tarzı sergilenir. Meslek örgütlerinde ideolojik ve siyasal mücadele öne çıkartılır ve bu örgütler birer propaganda alanı olarak değerlendirilir. Meslek örgütlerine üye hekim, eczacı, avukat, mühendis ve mimarlara (Yurtsever Cephe dahil olmak üzere) emekçi örgütleri işaret edilir.

10.Gelecekte, işçi sınıfı hareketinin gereksinimleri ışığında yeni bir sendikal odak yaratma görevinin kendini dayatması durumunda, Yurtsever Cephe bu görevden kaçınmaz.

Yurtsever Cephe İşçi Örgütleri

1.Her sektörde sermayenin örgütlenme mekanizmalarını, işçi sınıfının koşullarını ve mevcut örgütlenme pratiklerini veri alarak siyasal ve örgütsel stratejiler üretmek.

2.Bu stratejilerin, her bir sektörde çalışan (ve çalışamayan) işçilerin tümünü kapsaması için önlem almak. Sendikalıları, sendikasızları, sigortalıları, sigortasızları, emeklileri, mühendisleri, teknik elemanları, sektöre işgücü yetiştiren meslek okulları ve yüksek okul öğrencilerini Yurtsever Cephe’nin sektör örgütlerinde bir araya getirmek.

3.Değişik sektörlerdeki Yurtsever Cephe örgütlenmelerini birbirine yakınlaştıracak, sınıfın bölünmüşlüğünün yarattığı sıkıntıları ortadan kaldıracak bütünlüklü politikalar geliştirmek.

4.Hızla yaygınlaşmak ve YC işçi örgütlerini büyütmek.

5.Yurtsever Cepheli işçilerin siyasal gelişmelerine yardımcı olmak.

6.İşçileri patron ve devlet karşısında temsil edecek siyasal ve hukuki donanıma sahip olmak, kurumsal meşruiyeti geliştirmek.

7.Sermaye iktidarının emeğe dönük saldırılarına bütünlüklü yanıtlar vermek.

8.İşçi sınıfının siyasallaşma kanallarını yurtsever bir kimlikle oluşturmak ve güçlendirmek.

9.Bu doğrultuda,
Yurtsever Cephe örgütleri, mümkün olduğunca geniş sektörel tanımlarda kurulacaktır.
Şu anda Yurtsever Cephe örgütünün bulunmadığı sektörlerde, sektörün en gelişkin olduğu yerelliklere öncelik verilerek çalışma başlatılacaktır.
İşçi sınıfının tamamen örgütsüz olduğu inşaat gibi sektörlerde derhal örgütlenmeye başlanacaktır.
Geniş bir emekçi yelpazesine sahip olan eğitim sektörünün bütün bileşenleri tek bir örgütlenmede bir araya getirilecektir. Üniversite Konseyleri Derneği, kendi özgün çalışmalarını sürdürecek, Yurtsever Cephe Genel Meclisi’nde koordinasyon amacıyla temsil edilecek, ancak akademisyenler Yurtsever Cephe eğitim emekçileri örgütüne katılacaklardır.
Yurtsever Cephe yerel örgütleri işsizlere ilişkin bir çalışma başlatacaklardır. Bu çalışmanın genel hedef ve araçları Yurtsever Cephe Genel Meclisi’nde belirlenecektir.
Yurtsever Cephe emekçi kadın çalışması, özerk yapısını sürdürecek, bununla birlikte başta işçi ailelerinin örgütlü mücadeleye çekilmesine yardımcı olmak üzere, Yurtsever Cephe işçi örgütleriyle koordineli bir biçimde faaliyet gösterecektir. Tanımlanmış sektörlerde çalışan işçi kadınlar bağlı bulundukları sektördeki YC örgütünde çalışacak olsalar da, emekçi kadın çalışmasının özgünlüğü nedeniyle, aynı anda iki YC örgütüne üyelik konusunda esneklik gösterilecektir. Sektör işçi örgütleriyle Yurtsever Cephe emekçi kadın örgütleri arasında somut başlıklarda ortak çalışmalar örgütlenecektir.
Yurtsever Cepheli mühendisler, çalıştıkları sektörde kurulu olan işçi örgütlerine katılacaklardır.
Sektörde çalışan ziraat mühendisleri ve veterinerlerin tarım emekçileri örgütlerinde örgütlenmesi hedeflenecektir. Büyük kentlerdeki tarım emekçileri örgütleri, kırsal kesimlerde yoksul köylülüğe ve tarım işçilerine dönük örgütlenme faaliyetlerine yardımcı olacak politikalar geliştireceklerdir.
Somut bazı mücadele başlıklarında mühendis ve teknik elemanların önayak olduğu Yurtsever Cephe örgütleri kurulacak ya da faaliyet alanları açılacaktır.
Bankacılık, sigortacılık, mimarlık ve kamudaki kimi emekçileri de kapsayan büro işçileri örgütleri oluşturulacaktır.

Yurtsever Cephe İşçi Birliği

1.Yurtsever Cephe İşçi Birliği, Yurtsever Cephe bünyesindeki işçi örgütlerinin emek gündemlerindeki eylem, açıklama ve yayınlarındaki ortak kimliğidir.

2.Yurtsever Cephe İşçi Birliği, Yurtsever Cephe’nin işçi çalışmalarının daha bütünlüklü bir biçimde sürdürülmesine yardımcı olacak, Yurtsever Cephe Genel Meclisi’ne ve bütün cephe örgütlerine işçi sınıfı içi çalışmalarda gerekli siyasal, eğitsel, hukuki desteği verecek, sendikal politikalar üzerinde yoğunlaşacak, emek gündemlerini yakından takip edecek ve bu gündemlere ilişkin bilgi yaymak için profesyonel bir çalışma sürdürecektir.

3.Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin TKP Merkez Komite’ye karşı sorumlu bir Yönetim Kurulu olacak, çalışmalar sırasında ortaya çıkan gereksinimler doğrultusunda profesyonel kadrolaşmaya gidecektir.

4.Yurtsever Cephe İşçi Birliği, Yurtsever Cephe işçi örgütlerine yukarıdaki görevlerin yerine getirilmesinde her tür desteği sağlayacaktır.

5.Bu bağlamda Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin acil görevleri şunlardır:
Şu anda kuruluş çalışmalarını sürdüren kurucu komitenin, belli bir genişlemeyle YCİB Yönetim Kurulu olarak görev üstlenmesi.

Çalışmaların daha sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi için İstanbul’da en kısa sürede bir YCİB binasının kiralanması.

 İşçinin hukuk rehberi ve işçi sağlığı üzerine iki ayrı broşürün en kısa sürede hazırlanması.

İşçi Kurultayı belgelerinin broşür haline getirilmesi.

Yurtsever Cephe işçi örgütlerinin kullanacağı aylık işçi gazetesinin çıkarılması için çalışmalara başlanması.

İşçi okullarının organize edilmesi ve çalışmaların ülke ölçeğine ulaşması.

İşçilere ücretsiz sağlık taraması yapan ekiplerin oluşturulması.

İşçi hakları ve çalışma yasaları konusunda uzmanlaşan bir hukuk bürosunun oluşturulması.

İşçi ailelerinin çocukları için ücretsiz dersane kurulması.

İşçi hak ihlallerine ilişkin düzenli rapor hazırlanması.

Mevcut sendikal yapıların emperyalist kurumlarla, hükümetle ve patronla ilişkilerinin takip edilmesi.

İşçi sınıfının mücadelesi konusunda bilgi yayan bir internet sitesinin organize edilmesi.

İşçi sınıfını ilgilendiren başlıklarda (enflasyon oranı, işsizlik oranı vb)  bilimsel yöntemlerle veri toplanması ve bunların sonuçlarının her ay kamuoyuna açıklanması.

Yurtsever Cephe işçi örgütlerine hedef belirleme, seslenme araçları geliştirme ve eğitim konularında yardımcı olunması.

İşçi örgütlerinin basınla ilişkilerinin yürütülmesi.

İşçi hareketinin tarihine ve sorunlarına ilişkin yayıncılık yapılması.

Konferanslar, paneller, seminerler, şenlikler düzenlenmesi.

NHKM ile işbirliği halinde işçi/kültür çalışmalarının organize edilmesi.

Uluslararası alanda devrimci sınıf örgütleriyle ilişki kurulması, bölgesel ya da uluslararası organizasyonlara katılınması.

Sermaye örgütlerinin teşhir edilmesi ve bu örgütler üzerinde baskı kurmak için araçlar geliştirilmesi.

Zaman içerisinde belli kentlerde temsilcilikler açılması.

İşçi sınıfıyla ilgili araştırmalarda yararlanılacak bir kütüphane/arşiv oluşturulması.

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne “emek gündemleri”yle ilgili düzenli rapor hazırlanması.

Kurultay Sonuç Metni

Basına ve Kamuoyuna

Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı, TKP Merkez Komitesinin çağrısı ile 11 Kasım 2007 günü İstanbul’da 400 delege ile toplanmıştır.
İşçi sınıfı hareketinin dünya ölçeğinde gerilemesi
Türkiye işçi sınıfının bugünkü ataletinin ve örgütsüzleşmesinin nedenleri
Sendikalar ve ara örgütlenmeler
Görevler
gündemleri üzerine 35 delege konuşmacı olmuştur.

Kurultayda, Yurtsever Cephe’nin işçi çalışmalarının daha bütünlüklü bir biçimde sürdürülmesine yardımcı olacak, bütün yurtsever cephe örgütlerine işçi sınıfı içi çalışmalarda gerekli siyasal, eğitsel, hukuki desteği verecek, sendikal politikalar üzerinde yoğunlaşacak, emek gündemlerini yakından takip edecek ve bu gündemlere ilişkin bilgi yaymak için profesyonel bir çalışma sürdürecek olan Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin kuruluşu ilan edilmiştir. Yurtsever Cephe İşçi Birliği’nin, Yurtsever Cephe işçi örgütlerinin emek gündemlerindeki eylem, açıklama ve yayınlarında ortak kimliğinin olması karar altına alınmıştır.
Yurtsever Cephe İşçi Kurultayı aldığı aşağıdaki kararların da kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir:

AKP hükümetinin emek düşmanı politikalarına karşı bütünlüklü bir mücadele hattının örülmesi Yurtsever Cephe örgütlerinin gündemindedir.

Emperyalizmin bölgemizde attığı her adım işçi ve emekçilere yıkımdan başka bir şey getirmemektedir. Ülkemizin savaşa ve bölünmeye sürüklenmesinin önünde duracak yegane güç işçi ve emekçilerin mücadelesi ile gerçekleşecektir.

Ülkemizde Türk ve Kürt emekçilerinin emperyalizme ve sermayeye karşı mücadelesi giderek daha yakıcı hale gelmektedir. Yurtsever Cephe örgütleri, Türk ve Kürt işçilerinin, emekçilerinin mücadele örgütleridir.

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.

12 Kasım 2007

 

Belge İşlemleri